Herkes eve yorgun ve sessiz bir şekilde ulaştı.
Yol boyunca tek bir şey değişmemişti.
Naho'nun sesi.
Kulakları kızarmıştı.
Gözlerini kaçırarak, defalarca özür diliyordu.
"Özür dilerim… gerçekten…"
Ama her seferinde aynı cevap geliyordu.
"Bir sorun yok."
"Cidden, sorun yok."
Bu sözler tekrar ettikçe…
Naho'nun içindeki ağırlık yavaş yavaş hafifledi.
En sonunda Yamoto onun yanına geldi.
Sesi sakindi.
Netti.
"Hepimiz başta böyleydik.
İleride sen de bizim gibi olacaksın."
Bu sözler…
Naho'nun içine işledi.
Yüzünde küçük ama gerçek bir gülümseme belirdi.
Başını salladı.
Ve odasına yöneldi.
Herkes yavaş yavaş dağıldı.
Ev yeniden sessizliğe gömüldü.
Naho yatağına geçti.
Uyumaya hazırlanıyordu.
Tam o anda…
Bir ses duydu.
Yuan'ın odasından geliyordu.
Garipti.
Düzensizdi.
Naho yavaşça ayağa kalktı.
Kapıya doğru ilerledi.
Adımlarını neredeyse duyulmaz hâle getirdi.
Kapıyı araladı.
Yuan…
Yatağın içinde kıvranıyordu.
Nefesi düzensizdi.
Kesikti.
Sanki…
uyumuyordu.
Acı çekiyordu.
Naho'nun tüyleri diken diken oldu.
Geri çekildi.
Koşmaya başladı.
Yamoto'nun odasına gitti.
Kapıyı açtığında…
Yamoto hâlâ uyanıktı.
İkisi birlikte Yuan'ın odasına girdiler.
Yamoto kısa bir bakış attı.
Sonra sakin bir şekilde konuştu:
"O hep böyle.
Zor uyuyor."
Bir an durdu.
"Pek önemseme."
Naho hiçbir şey söylemedi.
Sadece başını salladı.
Ama korku…
gitmemişti.
Kendi odasına döndü.
Yatağa uzandı.
Gözlerini kapattı.
Ama bu…
sıradan bir gece değildi.
"-HA!"
Yuan gözlerini açtı.
Beyaz.
Yine aynı yer.
Sonsuz, boş bir zemin.
Ama bu sefer…
farklıydı.
Yuan'ın gözleri kararlıydı.
Ama içinde bir öfke vardı.
"LEE!"
Sesi yankılandı.
"BURADASIN! BİLİYORUM!"
Arkasındaki ışıklar…
yavaş yavaş sönmeye başladı.
Karanlık yaklaşıyordu.
Ve o karanlıkla birlikte…
bir duygu.
Bu korku değildi.
Daha derindi.
Yuan hareket etmek istedi.
Ama edemedi.
Vücudu donmuştu.
Sadece gözleri titriyordu.
Sonra…
Bir ses.
Alkış.
Yavaş.
Düzenli.
Ardından…
hafif bir gülme.
Ve sonra—
Bir kahkaha.
Yüksek.
Rahatsız edici.
Lee.
"Demek benden korkmuyorsun ha…"
Sesi…
insanı delirten bir melodi gibiydi.
"Sende bir gelişme gördüm, Yuan…"
Yuan dişlerini sıktı.
Bu sefer geri çekilmedi.
"Seni yeneceğimi biliyorsun.
Ölümsüz birini yenemezsin."
Lee sustu.
Elini ağzına götürdü.
Düşünüyormuş gibi yaptı.
"Haklı olabilirsin…"
Sonra kıkırdadı.
Elindeki kartlardan birini kaldırdı.
Üzerinde yazıyordu:
"Oyun bitti. Sen kaybettin."
Kartı çevirdi.
"Ben kazandım."
O anda—
Yuan'ın kulaklarında bir ses patladı.
Rahatsız edici.
Keskin.
Sanki beynine giriyordu.
Yuan başını tuttu.
Nefes alamıyordu.
Her şey dağıldı.
"-HA!"
Yuan aniden uyandı.
Nefesi kesikti.
Vücudu ter içindeydi.
Elleri titriyordu.
Yavaşça başını kaldırdı.
Fısıldadı:
"Bu… bir rüya değildi…"
Bir süre öyle kaldı.
Sonra kendini zorladı.
Ayağa kalktı.
Ana odaya gitti.
Herkes oradaydı.
Yamoto onu görünce gülümsedi:
"Ha, geldin demek.
Biz de seni bekliyorduk."
Yuan Momo'ya baktı.
"Ne oldu?"
Momo omuz silkti.
Gülerek:
"Kimse bilmiyor.
Biz de merak ediyoruz."
Yuan sessizce oturdu.
Yamoto konuşmaya başladı:
"Etrafta kabus oranı arttı."
Bir an durdu.
"Bugün dışarı çıkıp kabus avlayacağız."
Notch gülümsedi:
"Tamamdır.
Ama niye bu kadar gizem yaptın?"
Yamoto'nun yüzü ciddileşti.
"Kabuslar… daha agresif."
"Eğer sayı artarsa…"
"Gerçek dünyada işler iyi gitmez."
O an…
odadaki hava değişti.
Herkes başını salladı.
"Tamamdır."
Tam dağılacaklardı ki—
"Durun."
Herkes döndü.
"Bugün gruplara ayrılıyoruz."
"2-2-2."
"Naho… sen burada kal."
Naho bir an durdu.
Sonra…
bilmediği bir cesaretle konuştu:
"Ben de gelmek istiyorum."
Sessizlik.
Sonra—
gülümsemeler.
Momo başını salladı:
"İşte bu."
Naho, Yuan'a döndü.
Gözleri parlıyordu.
"Beraber çıkalım mı?"
Yuan kısa bir an baktı.
"Tamamdır."
Naho'nun yüzü aydınlandı.
Momo bu sefer Yamoto'ya döndü:
"Ben bugün çıkmasam?
Burayı korurum."
Yamoto başını salladı:
"Olur."
Sonra Elizabeth'e baktı:
"Sen benimle gel."
Elizabeth sessizce onayladı.
Notch, Xen'e döndü:
"Bir biz kaldık ha."
Xen omuz silkti:
"Klasik."
Herkes hazırlanmaya başladı.
Evden çıkmadan önce…
kısa bir sessizlik oldu.
Gergin.
Ama heyecanlı.
Naho derin bir nefes aldı.
Yuan yanına yaklaştı.
Kulağına eğildi.
"Merak etme…"
Kısa bir duraklama.
"Bu iş bizde."
