Aradan yıllar geçti.İki kardeş artık köydeki sıradan çocuklar değildi. Generalin verdiği eğitim sayesinde güçleri her geçen gün artıyordu.Kael'in içindeki yıkım enerjisi daha da yoğunlaşırken, Elyos'un saf ışık enerjisi tarafı kusursuz bir dengeye ulaşmıştı.Ancak generalin onları hazırladığı şey yalnızca savaş değildi… Taht yolunda karşılarına çıkacak canavarlar, krallık entrikaları ve kendi içlerindeki karanlık da onları bekliyordu.
Kael ile Elyos seçkin askerler olmuştu, ancak hâlâ hiçbir büyüyü bilmiyorlardı. Mana kontrolünde ustalaşmışlardı, fakat zihinlerinde hâlâ birçok soru vardı.İnsanların ve elflerin kullandığı mana ışıklarını ve büyüleri kullanamadıklarını, ayrıca uyguladıkları en temel tekniklerin bile hiçbir ırkta bulunmadığını biliyorlardı. Bu durum onları sürekli merak içinde bırakıyordu.Artık on dört değil, on altı yaşındaydılar.
Bir gün Elyos annesine sordu:"Bu kadar başarı kazandık ama neden hâlâ gelip bize 'Sizinle gurur duyuyorum' demedi? Neden bizi hiç görmedi? Yoksa bizi sevmiyor mu?"
Lunessa derin bir nefes aldı."Babanız sizi her şeyden çok seviyordu. Ama artık size gerçeği anlatma zamanı geldi çocuklar… Babanız savaşta öldü. İnsanlar, hortlaklar ve Kijinler arasındaki savaşta, Çorak Topraklar'da savaşırken hayatını kaybetti."
Elyos'un gözleri doldu.Kael ise başını sertçe kaldırdı."Hayır, yalan söylüyorsun! Babamız bu kadar güçsüz olamaz!"dedi, ama kendini tutmaya çalışsa da gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.
Lunessa ikisine de sarıldı. İki kardeş de annelerine sıkıca sarılıp ağlamaya başladı.
Bir süre sonra ikizler aynı anda sordular:"Babamız nasıl biriydi?"
Lunessa gözlerini kapatıp hafifçe gülümsedi."Babanızın yüzünü gördüğünüz anda içinize huzur ve sevinç dolardı. Gözleri altın rengindeydi, saçları ise bembeyaz ve uzundu. Düşmanına bile iyi davranırdı. O kadar şefkatliydi ki, insanların onun gerçekten insan olduğuna şaşırdığı olurdu. Bir ortama girdiğinde bütün gerginlik yok olurdu. İnsanlar ona canları pahasına güvenirlerdi. Ama sonunda kendini feda etti ve Kijin ordusunu yok etti."
Elyos gözyaşlarını silerek,"Demek babamız bu kadar harika bir insandı…" dedi.Lunessa başını salladı, gözlerinden yaşlar süzülürken:"Evet oğlum."
Bir süre sonra ikiz kardeşler daha da güçlenmeleri ve kendi mana güçlerinin özünü keşfetmeleri gerektiğini anladılar. Ancak dünyadaki hiç kimse onların güçlerini algılayamıyordu. Bu da zihinlerinde sürekli soru işaretleri bırakıyordu. Eğitimleri ne kadar ağır olursa olsun, tek bir büyü bile öğrenememişlerdi; yalnızca mana kontrolünde ustalaşmışlardı.
Tam o sırada bir haberci geldi ve onları kralın şatosuna çağırdı. Çünkü Kael ile Elyos sıradan askerler değildi; kralın gözdesi hâline gelmişlerdi. İnsanüstü güçleri, kavrama hızları ve zekâları kralı derinden etkilemişti. Fakat ikiz kardeşler bunun farkında değildi.
Şatoda on yılda bir düzenlenen büyük etkinliğe davet edilmişlerdi. Bu etkinlikte üç krallığın en güçlü askerleri seçiliyordu.Etkinlik ertesi gündü.
İki kardeş heyecanla eve koşup haberi Lunessa'ya anlattı.Lunessa gururla gülümsedi."Sizinle gurur duyuyorum."
"Biz de seni seviyoruz anne," dediler.
Etkinlik için uygun cübbeler almaları gerekiyordu; normal kıyafetlerle katılamazlardı. Birlikte kıyafetçiye gidip takım elbise tarzında birkaç şık kıyafet aldılar.
Ertesi gün şatonun kapısından içeri girerken Kael etrafa bakıp sırıttı:"Burada ne güzel kızlar vardır şimdi kardeşim."
Elyos kaşlarını çattı."Şu ahlakını biraz düzeltmelisin. Hedefimizin gelişmek olduğunu unuttun mu?"
Kael omuz silkti."Hemen ciddileşiyorsun, biraz akışına bırak."
İki kardeş şatonun içine girdiklerinde bu kadar lüks bir ortam beklemiyorlardı. Kararlı adımlarla salonun sonuna kadar ilerleyip Kral Archer'ı selamladılar.
Ardından Kral Archer konuşma yapmak üzere sahneye çıktı:
"Ben bu kıtayı korkuyla değil, güçle bir arada tuttum.Fakat benim dönemim sonsuza kadar sürmeyecek.Yakında taht yeni sahiplerini arayacak.Kim bu toprakların yükünü taşıyabilecekse, geleceği de o yazacak."
Herkes alkışlamaya başladı ve şatodaki tüm savaşçılar bir anda düşündü: "En iyisi olmalıyım."Ardından etkinlik partisi başladı. Kael ile Elyos, salonun bir köşesinde sohbet edip içki içerken Kael etrafa bakınmaya başladı.
Elyos merakla sordu:
"Nereye bakıyorsun kardeşim?"
Kael, gözleri büyülenmiş bir şekilde:
"Sanki cennetten düşmüş melek gibiler,"dedi.
Elyos da Kael'in baktığı yöne döndü ve gözlerine inanamadı. Karşılarındaki iki kıza vurulmuşlardı. Kael birdenbire hareketlendi ve kızların yanına gitti.
Elyos telaşla:
"Nabıyorsun? Hayır, yapma! Şatodayız, böyle şeylerin konusunu açma!"dedi.
Kael ise kızların yanına yaklaşıp sordu:
"Sakıncası olmazsa adınızı öğrenebilir miyim, leydiler?"
Prenses başını hafifçe yana eğdi:
"Adımı öğrenmek cesaret ister. Ben Prenses Aria Archer. Umarım bu ismi unutmazsınız."
Diğer kız hafifçe gülümsedi:
"Elbette. Ben Lady Seraphina Archer. Sizinle tanışmak benim için de bir memnuniyet."
İkiz kardeşler şok olmuştu: bunlar kralın kızlarıydı! Kael, Prenses Aria'ya; Elyos ise Lady Seraphina'ya vurulmuştu. Şaşkınlıklarını gizleyip sohbete devam ettiler.
Kralın kızları da boş değildi; karşılaştıkları Kael ile Elyos, şimdiye kadar gördükleri en etkileyici şövalyelerdi. Babaları sürekli bu iki kardeşten bahsederdi ve onları merak ediyorlardı. Kendisini gördüklerinde ikisi de garip bir elektriklenme hissetmişti.
Prenses Aria sordu:
"Babanın gözünde nasıl bu kadar yer edebildiniz? Babam sizden sürekli bahsediyor."
Seraphina hafifçe uyardı:
"Kardeşim, böyle şeyler söyleyip insanları aşağılama."
Elyos ve Kael şaşırmıştı; kralın gözdesi olduklarını bilmiyorlardı.
Evet, her eğitimi geçmişlerdi ve kendilerinden gurur duymaya başlamışlardı. Kael, tabii ki:
"Ben bu kuvvete sahip oldukça her yerde gözde olabilirim,"diye saçmaladı.
Kael sayesinde ortam komediye büründü ve kız kardeşler gülmeye başladı. Elyos da takıldı:
"Eğer bu kadar gözde olmayı seviyorsan, bir dahaki sefere savaş yerine çay servisi yapmayı denemelisin, herkesin ilgisi senin üstünde olur."
Herkes gülmeye başladı. Kael içinden: "Vay, soytarı," diye geçirdi.
Dans vakti geldi. Elyos çok utandı, ama Kael hödük gibi atlayıp Prenses Aria'ya:
"Bugün bana dans etme şerefini bahşeder misiniz?"diye sordu.
Elyos da Prenses Seraphina'ya:
"Bu güzel gecede bana eşlik eder misiniz?"dedi.
Kız kardeşler kabul etti ve dans başladı. Dans sırasında Elyos bir şey fark etti: kız kardeşler elf gibi kokuyordu. Fısıldayarak sordu:
"Leydim, sakıncası yoksa bir soru sorabilir miyim?"
Lady Seraphina gülümsedi:
"Tabii bayım."
Elyos dikkatle devam etti:
"Sizden elf kokusu geliyor, bunun sebebi nedir?"
Seraphina cevapladı:
"Biz bir meleziz. Annemiz elf, babamız ise gördüğünüz üzere insandır."
Elyos bir kere daha vurulmuştu.
Parti sona erdi. Kael ile Elyos, Prenseslere:
"Umarım en yakın zamanda tekrar karşılaşırız,"dediler.
Prensesler ise:
"O günü sabırsızlıkla bekliyorum,"dedi.
Kral en içten şekilde selam verdi ve konuşma yaptı:
"Bu güzel gecede yanımızda olduğunuz için hepinize teşekkür ederiz."
İkiz kardeşler şatodan ayrıldılar ve bugünü asla unutmayacaklardı.
