Turnuvanın yarı finaline gelindiğinde tribünlerde oturan generaller birbirlerine baktı.
Kael'in saf yıkım gücü ve Elyos'un huzurla bastıran ışığı normal değildi.
Başkomutan yavaşça ayağa kalktı.
"Bu iki çocuk sıradan savaşçılar değil."
Kral sessizce başını salladı. Ardından spikerin sesi tüm arenada yankılandı:
"Bir sonraki turda Kael'in rakibi: Orgeneral Ragnar!"
Tribünlerde kısa bir uğultu yükseldi. Ragnar, yıldırım büyüsünde ustalaşmış, üç ülkenin en saygın komutanlarından biriydi. Hızı ve ölümcül teknikleriyle tanınıyordu.
Kael dudaklarının kenarında hafif bir gülümsemeyle ileri çıktı.
"Sonunda eğlence başlıyor." dedi.
Diğer tarafta Elyos'un rakibi de açıklanmıştı:
"Orgeneral Mordrath. Kara büyü ustası."
Normal şartlarda kullandığı yasak büyülerin turnuvada kullanılması yasaktı. Ancak bu etkinlik, üç ülkenin en güçlü savaşçılarını seçmek için düzenleniyordu. Bu yüzden bu turda daha güçlü ve tehlikeli büyülere izin verilmişti.
İlk olarak Kael'in maçı başladı.
Ragnar sakin bir ifadeyle Kael'e baktı ve hafifçe gülümsedi.
"Bizi etkilediğin doğru," dedi."Ama burası senin seviyeni aşar, evlat. Daha doğru düzgün bir büyü bile kullanamıyorsun. Sahip olduğun tek şey biraz fazla fiziksel güç."
Kael ağır kılıcını sırtından yavaşça çekti. Kılıcın ağırlığı bile zeminde hafif bir titreşim yarattı.
Gözlerini Ragnar'dan ayırmadan konuştu:
"Yapıp yapamayacağımı sorgulamanın anlamı yok.""Yapmak zorundayım, bu yüzden yapacağım."
Bir an durdu, sonra sesi daha da kararlı çıktı:
"Bizim asıl gücümüz, asla pes etmemek. O yüzden bizi bu kadar küçümsememen gerekiyor."
Spiker elini havaya kaldırdı.
"Maç başlasın!"
Ragnar bir anda yerinden kayboldu.
Kael refleksle kılıcını savurdu, fakat önündeki hava boştu.
Bir sonraki anda Ragnar Kael'in arkasında belirdi.
Kael daha ne olduğunu anlayamadan Ragnar parmağını boynuna doğru uzattı.
"Mavi Ölüm İğnesi."
Parmak ucundan iğne kadar ince, mavi bir yıldırım fırladı. Saldırı doğrudan Kael'in şah damarını hedef almıştı. Küçük görünmesine rağmen son derece ölümcül bir teknikti; tek bir noktayı hedef alır, sinir sistemini anında felç edebilirdi.
Darbe isabet ettiği anda Kael'in bedeni sarsıldı.
Gözleri bir an boşluğa daldı ve olduğu yere yığıldı.
Ragnar arkasını dönerken soğukkanlı bir sesle konuştu:
"Seni uyarmıştım, çocuk."
Arena bir anda sessizliğe gömüldü.
Az önce gücüne hayran kaldıkları Kael, yalnızca birkaç saniye içinde yere serilmişti.
Spiker derin bir nefes aldı.
"Kazanan: Ragnar—"
Tam cümlesini tamamlayacakken kral sert bir sesle araya girdi.
"Hayır."
Herkes şaşkınlıkla kralın olduğu tarafa baktı.
Kral gözlerini arenadan ayırmadan devam etti:
"O henüz kaybetmedi."
Bu sözler Elyos'un yüz ifadesini değiştirdi. İlk kez, karşılarında duran generallerin ne kadar güçlü olduğunu gerçekten anlamıştı.
Ragnar kaşlarını çatarak arkasına döndü.
"Kazanan benim." dedi."Neden hâlâ duyuru yapılmadı?"
Kral yalnızca tek bir soru sordu:
"Emin misin?"
Ragnar'ın bakışları bir anda dondu.
Kael ayağa kalkmıştı.
Başını yavaşça kaldırdı. Gözleri artık normal değildi; derin, kıpkırmızı bir öfkeyle Ragnar'a bakıyordu.
Tribünlerde fısıldaşmalar başladı.
Ragnar ilk kez içten içe huzursuz oldu.
Bu saldırının isabet ettiğinden emindim… diye düşündü.Bu kadar ölümcül bir darbeyi aldıktan sonra nasıl ayağa kalkabiliyor?
Kael ağır kılıcını omzuna yerleştirdi ve hafifçe sırıttı.
"Sonunda ciddi dövüşebileceğim birini buldum."
Sesi daha derin ve sert çıkıyordu.
"O yüzden lütfen kendini tutma, komutan."
O anda Kael'in ezici aurası yeniden ortaya çıktı.
Hava ağırlaştı, zemindeki taşlar hafifçe çatladı.
Kael bir anda yere güçlü bir yumruk vurdu. Taşlar parçalanırken kendini Ragnar'a doğru fırlattı.
Ragnar hızla geri çekilip tekrar ışınlandı.
Kael'in saldırısı boşa çıktı.
Ragnar havada belirdi ve soğuk bir ifadeyle konuştu:
"Ne kadar uğraşırsan uğraş, bana bir kez bile vuramayacaksın."
Kael'in yüzündeki ifade değişti.
Öfkesi giderek büyüyordu.
Tekrar tekrar Ragnar'ın üzerine atılıyor, fakat Ragnar her seferinde son anda ışınlanarak saldırılardan kaçıyordu.
Kael'in nefesi ağırlaşırken gözlerindeki kırmızı parıltı daha da derinleşti.
Bu dövüş artık sadece güç değil, sabır ve kontrol savaşı olmaya başlamıştı.
Kael ağır kılıcını omzuna alır.
Bir anlığına tüm arena sessizleşir.
Sonra Kael bütün gücünü bacaklarına verir ve kılıcı yere doğru savurur.Gözleri kızarır yerde siyah-kızıl çatlaklar oluşur kılıç inerken hava bile bükülür arena sütunları devrilir
Kılıç zemine değdiği anda arena sarsılır.
Devasa bir yarık oluşur.
Bu yarık düz bir çizgi halinde gitmez;Kael'in önünde geniş bir koni şeklinde yayılarak tüm alanı parçalar.
Saldırının etkisi:
zemin paramparça olur taş bloklar havaya fırlar rakiplerin dengesi bozulur merkezdekiler doğrudan ezici darbeyi yer alan içindeki herkes yere çöker
Bu saldırı kesmekten çok yıkıp ezmeye odaklıdır.
Kael bu saldırının ismini Dünyakıran koymuştur.
Ragnar, son anda Şimşek Adımı büyüsünü kullanmasaydı o saldırının kendisini çok ağır yaralayacağını anlamıştı.
Geriye sıçrayıp dengesini toparlarken gözleri Kael'in üzerinde kaldı.
İçinden geçen düşünceler yüzüne de yansımıştı.
Bu nasıl mümkün olabilir? diye düşündü.
Bu çocuk daha on altı yaşında… Sıradan bir insan nasıl böyle bir güç ortaya çıkarabilir?
Kael'in etrafını saran kırmızı aura, arenanın havasını değiştirmişti. Bu, yalnızca bir öfke patlaması gibi görünmüyordu; baskısı hissedilen, çevresindeki herkesi tedirgin eden gerçek bir güçtü.
Ragnar ilk kez rakibine yalnızca bir çocuk gibi bakmadığını fark etti.
Tribünlerde oturan herkes şaşkınlık içindeydi.
Kael'in az önce yere indirdiği darbe, yalnızca arenayı değil, çevredeki izleyicileri de etkileyecek kadar güçlüydü. Eğer oradaki en güçlü büyücüler aynı anda koruma büyüsü oluşturmamış olsaydı, tribünlerde oturan birçok kişi bu saldırının şok dalgasından zarar görebilirdi.
Akademi müdürü ayağa kalkmış, gözlerini arenadan ayıramıyordu.
"Bu mümkün değil…" diye mırıldandı."Bu, sıradan bir insanın sahip olabileceği bir güç değil."
Bir an durdu, sonra daha da sessiz bir sesle ekledi:
"Hayatım boyunca böyle bir güç görmedim."
Kalabalığın içinde fısıldaşmalar başladı.
Bazıları Kael'in gücünü artırmak için yasak bir iksir kullanmış olabileceğini düşündü. Bu kadar kısa sürede böylesine ezici bir güç sergilemesi başka türlü açıklanamıyor gibiydi.
Fakat gerçek bambaşkaydı.
Turnuvada iksir kullanımı kesin olarak yasaktı.
Şüpheler üzerine yetkililer hemen arenaya indi ve Kael'i kontrol ettiler.
Yaptıkları inceleme sonucunda herhangi bir iksir ya da dış müdahale izi bulamadılar.
Kael'in gücü tamamen kendisine aitti.
Bu durum, tribünlerdeki şaşkınlığı daha da artırdı.
Ragnar derin bir nefes aldı.
Az önce gördüğü güç, onun Kael'e bakışını tamamen değiştirmişti.
Artık karşısında yalnızca fiziksel olarak güçlü bir genç değil, sınırlarını zorlayan gerçek bir savaşçı vardı.
Kılıcını yere indirip birkaç adım geri çekildi.
Sonra başını hafifçe eğerek konuştu:
"Yeterli."
Tribünler sessizleşti.
Ragnar sözlerine devam etti:
"Bu dövüşü sürdürmenin bir anlamı yok. Gücünü kabul ediyorum."
Bu, onun kendi isteğiyle geri çekildiği anlamına geliyordu.
Spiker kısa süreli şaşkınlığın ardından yüksek sesle duyurdu:
"Kazanan: Kael!"
Arena bir anda tezahüratlarla doldu, fakat bu tezahüratların içinde korku da vardı.
Kael ağır kılıcını omzuna koydu ve Ragnar'a bakarak sakin bir sesle konuştu:
"Bizi küçümsememeniz gerektiğini söylemiştim."
Bakışlarını kısa bir an Elyos'a çevirdi.
"İki yıl boyunca boşuna pes etmeden antrenman yapmadık."
Prenses Aria ve Seraphina gördükleri karşısında hâlâ şaşkındı.
İki kardeşin güçlü olduğunu biliyorlardı, fakat Kael'in bu kadar ezici bir güce sahip olabileceğini hiç tahmin etmemişlerdi.
Özellikle o anki hali…
Kıpkırmızı gözleri, etrafını saran yoğun aura ve saldırılarındaki kontrolsüz yıkım hissi, halkın içinde korku uyandırmıştı.
Bazı insanlar Kael'e hayranlıkla bakarken, bazıları ise içten içe ürpermişti.
Sanki karşılarında genç bir savaşçı değil, içinde başka bir güç taşıyan bir varlık duruyordu.
Kael finale yükselmişti.
Arenadan çıkmadan önce Elyos'un yanına geldi.
Omzuna hafifçe dokunarak konuştu:
"Geride kalma, kardeşim. Kazanabileceğini biliyorum ve sana güveniyorum."
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Sana şans dilemiyorum."
Elyos başını kaldırdı. Gözlerinde sakin ama kararlı bir ifade vardı.
"Daha bitmedi." dedi."Buna bir son vermezsek hiçbir şey gerçekten başlayamaz."
Bir an durdu, sonra sözlerini daha net bir şekilde tamamladı:
"Ve hiçbir şey başlamayacak olsa bile, yine de bunu sonlandırmamız gerekiyor."
Kael sessizce onu dinledi.
Elyos yayını sırtına takarken derin bir nefes aldı.
"Pes etmek daha çok acıtır, kardeşim." dedi."Hayalimin önüne çıkan engelleri aşacağım."
Kael'in yüzünde bu kez gerçek bir gurur ifadesi belirdi.
"Sana güveniyorum, kardeşim."
Elyos hafifçe gülümsedi.
"Finalde görüşürüz."
Kael arkasını dönüp yürümeye başladı.
"Görüşürüz, kardeşim."
İki kardeş farklı yönlere giderken, herkes aynı şeyi düşünüyordu:
Bu turnuvanın finali, uzun yıllar unutulmayacaktı.
