İki kardeş ertesi sabah uyanır ve bu elf krallığında ikinci günleridir fakat ülkelerine geri dönemelri gereken bir haber alırlar.
Köye bir kraliyet habercisi gelir.
"Kael ve Elyos! Majesteleri sizi başkentte düzenlenecek Genç Kahramanlar Turnuvası'na davet ediyor."
Kael hemen heyecanlanır.
"İşte şimdi eğlence başlıyor."
Elyos ciddileşir.
"Artık gücümüzü gösterme vaktimiz geldi, kardeşim."
İnsan krallığının adı Vandros'tu.
İki kardeş, elf krallığından ayrıldıktan sonra Vandros'a geri dönmek üzere yola koyuldu. Uzun yolculukları sırasında ormanın dar bir geçidinde bir grup haydutla karşılaştılar.
Kael hafifçe sırıtıp ağır kılıcını omzuna yasladı.
"İşte ısınma maçımız geldi, kardeşim. Tam bir tüy siklet avuntusu."
Elyos sakinliğini koruyarak tahta mızrağını eline aldı.
"Bilgeliğini böyle böceklerle uğraşarak harcama."
Kael gülerek kardeşine baktı.
"Ne oldu, korktun mu kardeşim?"
Elyos kaşını kaldırdı.
"Neden korkmamı bekliyorsun ki? Böyle böceklerden etkilenecek kadar zavallı değilim."
Kael kahkaha attı.
"Şaka yaptım kardeşim."
Elyos öne çıktı ve tahta mızrağını art arda savurmaya başladı.
Bu teknik, asker eğitiminde öğrendiği Bin Darbe Tekniği idi.
Bu saldırı sayesinde bir saniye içinde on farklı mızrak darbesi çıkarabiliyor, saldırı kesintisiz şekilde ölümcül bir tempoda devam ediyordu.
Tekniği kullandığı sırada Elyos'un bedeninden altın sarısı bir aura yayılmaya başladı. Aura güçlendikçe saldırılarının temposu daha da hızlandı.
Haydutların çoğu bu manzara karşısında korkuya kapılıp kaçtı. Daha önce böyle bir teknik görmemişlerdi.
Sıra Kael'e geldiğinde, haydut grubunun bir Kijin'i kafeste tuttukları ortaya çıktı. Zincirleri çözüp yaratığı kardeşlerin üzerine saldılar.
Kael ağır kılıcını kavrayıp sırıttı.
"Sıra bende."
Ardından asker eğitiminde öğrendiği Kızıl Kasap Dansı tekniğini kullandı.
Havaya sıçrayıp ağır kılıcını yere indirdi. Darbenin sekme kuvvetiyle dönerek tekrar vurdu. Bu saldırıyı beş kez art arda tekrarladı.
Kael saldırıyı yaparken bedenini kızıl bir aura sardı. Aura yoğunlaştıkça darbelerinin yıkıcılığı arttı, öfkesi ise daha da güçlendi.
Son darbede Kael, yalnızca tahta uzun kılıcıyla Kijin'i bayıltmayı başardı.
Kael ve Elyos'un amacı öldürmek değildi. Bu yüzden yanlarında her zaman gerçek silahlar yerine antrenman silahları taşıyorlardı.Tabii, büyük savaşlar başladığında bu durum değişebilirdi.
Baygın Kijin'i ve yakaladıkları haydutları kafese kapatıp Vandros'a doğru yollarına devam ettiler.
Şehre vardıklarında haydutları askerlere, Kijin'i ise inceleme yapılması için bilim insanlarına teslim ettiler.
Ardından turnuva alanına doğru ilerlediler.
Arena tamamen dolmuş, halk tribünleri doldurmuştu.
Kael ve Elyos emin adımlarla ilerleyip kralı selamladılar.
Tam o sırada gözleri tanıdık iki kişiye takıldı.
İkisi de aynı anda şaşkınlıkla durdu.
Prenses Aria ve Prenses Seraphina da turnuvaya katılmıştı izleyici olarak kral Vaelthor'un yanındalardı.
Kardeşler prenselere göz kırptı prensesler güldü.
Her şey hazırdı. Turnuvaya katılacak başka bir yarışmacı kalmamıştı.
Ortam oldukça gergindi; herkes birbirine dikkatle bakıyor, rakiplerini süzüyordu.
Tüm dövüşler sıralı düello sistemiyle yapılacaktı. Her turda kazanan bir üst aşamaya çıkacak, turnuvanın sonunda galip gelen kişi ise Onursal Şövalye ilan edilecekti.
Kael ve Elyos bu duyuruyu duydukları anda gözleri parladı.
Kael ağır kılıcını omzuna yaslayıp hafifçe sırıttı.
"İşte fırsat, kardeşim."
Elyos da kararlı bir ifadeyle başını salladı.
"Bu fırsatı kaçıramayız, kardeşim. Bu kez gerçekten ciddi dövüşmemiz gerekiyor."
Kael yumruğunu sıktı.
"Evet… bu, hayalimize bizi iki adım daha yaklaştıracak."
İki kardeş de arenaya baktı.
Bu turnuva yalnızca bir zafer değil, aynı zamanda kendilerini tüm Vandros'a kanıtlama fırsatıydı.
Kral Vaelthor ayağa kalktı. Altın işlemeli pelerini rüzgârda hafifçe dalgalanırken bütün arena sessizliğe gömüldü.
Tahtından öne doğru eğilip gür sesiyle konuşmaya başladı:
"Vandros'un cesur halkı, bugün burada yalnızca bir turnuva izlemek için toplanmadınız."
Tribünlerden alkış sesleri yükseldi.
Kral elini havaya kaldırınca arena yeniden sessizleşti.
"Bugün burada geleceğin komutanlarını, kahramanlarını ve krallığımızın kalkanı olacak savaşçılarını göreceğiz."
Bakışları arenadaki gençlere kaydı.
"Güç sadece kaslarda değil, yürekte ve akılda da taşınır. Bu turnuvada yalnızca kuvvet değil, cesaret, onur ve irade de sınanacaktır."
Prenses Aria ve Seraphina dikkatle babalarını dinliyordu.
"Rakibinizi küçümsemeyin. Çünkü bazen en büyük güç, en sessiz savaşçının içinde saklıdır."
Bu sözler söylenirken Kael hafifçe gülümsedi, Elyos ise sakinliğini korudu.
Kral son kez ayağa kalkıp kılıcını havaya kaldırdı.
"Şimdi, Vandros Genç Savaşçılar Turnuvası resmen başlamıştır! Gücünüzü gösterin ve adınızı tarihe yazdırın!"
Bir anda arena alkış ve tezahüratlarla sarsıldı.
Turnuvada her ırk vardı: periler, insanlar, elfler ve yozlaşmış Kijinler.
Turnuva başlamıştı.
Kael bir periye, Elyos ise bir elfe eşleşmişti.
Peri (Kali) Kael'i küçümseyerek konuştu:
"Senin gibi beyni olmayan insanların bu turnuvaya katılmaya hakkı yok."
Kael bir an sessiz kaldı, sonra ciddileşti.
"Benim hakkımı sorgulamaya mı kalkıyorsun?" dedi."Seni pis böcek peri."
Peri sinirlendi ve büyük bir golem yarattı.
"Al sana, beyinsiz!"
Yeşil renkli, yaklaşık yedi metre boyunda bir golem Kael'in üzerine doğru ilerlemeye başladı.
Aynı anda peri, rüzgâr büyülerini kullanıyordu. Hafif Adım tekniğiyle hızlanıyor ve neredeyse görünmez hale geliyordu. Ardından Rüzgâr Kesiti ile rüzgârdan bir kılıç oluşturdu.
Golem Kael'e doğru ilerlerken peri de saldırı fırsatı kolluyordu. Tam o sırada golem büyük bir patlama yarattı.
Peri, Kael'in bayıldığını düşündü.
Ortayı sis kaplamıştı, kimse ne olduğunu anlayamıyordu.
Bir anda sisin içinden kırmızı bir ışık belirdi.
Bu Kael'di.
Sinirlenmişti.
Etrafı kızıl bir aura sardı.
Peri daha önce böyle bir şey görmemişti.
Tribünler sessizdi. Prenses Aria bile şaşkınlıkla izliyordu.
"Bu nasıl bir güç…" dedi.
Kral ve başgeneraller dahil herkes bu auradan etkilenmişti.
Peri dizlerinin üzerine çöktü.
"Nasıl olur… Bir insan nasıl bu kadar güçlü olabilir?"
Kael, sisin içinden yavaşça çıktı. Golem'in önüne geçti ve tek bir yumrukla kafasını kopardı.
Golem dağıldı.
Herkes şok içindeydi.
Peri tamamen diz çökmüştü, büyülerinin etkisi kalmamıştı.
Kael soğuk bir sesle konuştu:
"Siz böcekler beni aşağılayamazsınız. İyi niyetimi suistimal edemezsiniz."
Bir an durdu.
"Ben kardeşim gibi değilim."
Spikerin sesi arenayı doldurdu:
"Kazanan: Kael!"
Herkes şaşkınlık içindeydi. Kael hiçbir zorlanma yaşamadan kazanmıştı.
Sıra Elyos'a gelmişti.
Elyos, rakibi olan elf ile karşılaştı.
Sakin bir sesle konuştu:
"Lütfen bana karşı kin besleme. Bu sadece bir turnuva."
Elf alaycı bir şekilde güldü.
"Neden bu kadar boş konuşuyorsun? Seni korkak."
Elyos'un bakışları değişti. Ciddileşti.
"Egoistliğin de bir sınırı vardır." dedi."Ben iyiliğimin suistimal edilmesini sevmem.""Kael elinden geleni yap derdi."
Elf sinirlendi ve rüzgâr ile ateş büyüsünü birleştirerek dev bir kasırga oluşturdu.
Kasırga doğrudan Elyos'a doğru ilerledi.
Elyos ise sakin kaldı ve şifa büyüsünü aktive etti.
Bir anda atmosfer değişti.
Sanki arenaya gökyüzünden bir huzur ışığı inmişti. Kaos hissi kaybolmuş, yerini sakinlik almıştı.
Herkes kısa süreliğine büyülenmiş gibi oldu.
Prenses Seraphina şaşkınlıkla:
"Elyos'u hiç böyle görmemiştim…" dedi.
Elf şaşkındı.
"Bu nasıl mümkün… az önceki gücü nasıl bastırdı?"
Elyos yayını kaldırdı.
Tahta bir ok yerleştirdi.
"Sana yeter de artar." dedi."Bana vuramayacağından emin ol."
Elf alay etti:
"Sırf büyüyü engelledin diye kendini bir şey sanma. Bir yayla bana vuramazsın."
Elyos cevap vermedi.
Tam o anda Elyos Hedef Kilidi tekniğini kullandı. Oku şifa enerjisiyle birleştirerek Işık Oku haline getirdi.
Hızla hareket ederek rakibinin yanına geçti.
Sağa kaydı, altına girdi ve çelme taktı.
Elf yere düştü.
Elyos hızlıca yayını çekti ve ışık oku ile hedefi vurdu.
Elf etkisiz hale geldi.
Spikerin sesi duyuldu:
"Kazanan: Elyos!"
Kral sessizce onları izliyordu.
İki kardeş de bir üst tura çıkmıştı.
Ama asıl soru şuydu:
Onursal şövalyeler ve generaller karşısında ne yapacaklardı?
Kael ve Elyos ise yalnızca birbirlerine baktı.
İkisi de aynı şeyi düşünüyordu:
"Daha başlangıçtayız."
