Şatodan ayrıldıktan sonra gece boyunca yürüyen ikiz kardeşler, sessizce köye doğru ilerliyorlardı. Ay ışığı taş yollara vururken ikisi de yaşadıkları geceyi düşünüyordu.
İlk kez bir kraliyet davetine katılmış, prenseslerle tanışmış ve kralın takdirini kazanmışlardı. İkisi de içten içe artık bir yere geldiklerini hissediyordu.
Kael, o sessizliği bozdu.
"Elyos, sence gerçekten yeterince güçlü müyüz?" diye sordu.
Elyos sakince kardeşine baktı.
"Hayır, kardeşim," dedi. "Ama doğru yoldayız."
O sırada, şatoda prensesler balkon tarafına yürümüştü. Gözleri hâlâ uzaklaşan iki kardeşin üzerindeydi.
"Onlarda farklı bir şey var," dedi Prenses Seraphina.
Prenses Aria hafifçe gülümsedi.
"Evet… özellikle Kael'in gözlerinde."
Seraphina da gülümseyerek karşılık verdi.
"Benim için de Elyos'un gözlerinde."
İkiz prensesler, Elyos ve Kael'in söyledikleri sözü unutamamıştı:
"Umarım en yakın zamanda tekrar karşılaşırız…"
Bir süre sonra iki kardeş köy yollarına ulaştı.
Köye vardıklarında anneleri Lunessa onları kapıda bekliyordu.
"Lunessa: Sizi çok özledim," dedi. İkiz kardeşler annelerine sarıldı.
Kael gülerek konuştu:
"Çok güzel kızlarla tanıştık anne, hem de kralın kızlarıyla."
Lunessa şaşırdı.
"Ne? Nasıl yani evlatlarım?"
Bir kez daha çocuklarına sarıldı.
"Yakışıklı oğullarım benim," dedi.
Kael gülümseyerek:
"Sen bizi ne zannettin anne, biz cengaver gibi adamlarız."
Elyos güldü.
Lunessa ise onları gururla süzdü:
"Siz aslansınız, aslan. Sizinle gurur duyuyorum. Babanız burada olsaydı o da sizinle gurur duyardı."
İki kardeş bir an durdu ve hafifçe gülümsedi. O geceyi asla unutmayacaklardı.
Ertesi sabah iki kardeşin çözmesi gereken çok soru vardı. Her konuda başarılı olmalarına rağmen basit büyüleri bile yapamıyorlardı. Üstelik mana renkleri de farklıydı.
Elf krallığında bir bilge olduğunu öğrendiler. Adı Elarion'du ve Elf Kralı Eryndor'un bizzat danıştığı kişiydi. Hatta Eryndor'u büyüten de bilge Elarion'du.
Annesine, üç günlüğüne elf krallığına gideceklerini söylediler.
Lunessa nedenini sordu.
İki kardeş açıkladı:
"Her konuda iyiyiz ama basit büyüleri bile yapamıyoruz. Mana ışığımız da çok farklı renklerde."
Lunessa sordu:
"Hangi renkler?"
Elyos:
"Benimki altın sarısı, Kael'inki kırmızı."
Lunessa içinden düşündü:
"Bundan korkuyordum…"
Sonra sakin bir sesle:
"Dikkatli olun," dedi. "Kendinize iyi bakın."
İki kardeş öğrenme umuduyla yola çıktı.
Elf başkenti Aeloria'ya vardıklarında yabancılık çektiler. Daha önce gelmişlerdi ama sadece eğitim için kısa süre kalmışlardı, şehri pek tanımıyorlardı.
Kael etrafa bakarak:
"Biraz gezsek mi?" dedi.
Elyos:
"Daha iki gün önce partiden çıktık," dedi.
Kael gülümsedi:
"Evet, haklısın kardeşim."
Başkentte insanlara bilge Elarion'u sordular.
Bir elf gülerek:
"Onu burada bulamazsınız, şatoda bulabilirsiniz," dedi.
İkisi de içinden bu mankafa neden gülüyor dedi ama vakit kaybetmeden şatoya yöneldiler.
Şato kapısında muhafızlar onları durdurdu.
"İzinsiz giremezsiniz."
Kael sinirlendi:
"Bilge Elarion'u arıyoruz. Önemli bir sorumuz var."
Muhafızlar yine izin vermedi.
Kael bir muhafızın yakasından tuttu ve hafifçe havaya kaldırdı. Diğer muhafız onu geri itmeye çalıştı ama Kael'i kıpırdatamadı bile.
Elyos iç çekti:
"Of… yine yapacağını yaptı."
Muhafız bağırdı:
"Destek çağırın! Tehdit var!"
Elyos sakin bir şekilde:
"Lütfen yanlış anlamayın, sadece Elarion'u arıyoruz."
Bir muhafız:
"Alay mı ediyorsun? Adamımızı rehin aldın!"
Kael muhafızı bırakıp:
"Tamam," dedi.
Ama muhafızlar kapıyı açmayıp hemen burdan gitmezseniz sizi ülkeden tahliye ediceğiz diye bağırdı.
Kael sinirlendi ve omzuyla kapıyı kırdı.
Kapı paramparça oldu.
İçeri girdiklerinde bir komutan karşılarına çıktı.
"Şatoda nasıl bir saygızılık,kralın şatosuna böyle girmek bir suçtur"
Etraf sisle kaplandı.
Komutan bağırdı:
"Rüzgâr Bıçakları!"
Askerler de:
"Su Çemberi!"
Kael ve Elyos sisin içinde kaldı.
Komutan güldü:
"Öyle artislik taslayıp şatoya giremezsiniz."
Ama sis dağılınca Kael'in hiç zarar görmediği ortaya çıktı.
Komutan şaşırdı:
"Nasıl olabilir?"
Komutan ışınlanma taşı kullanarak onları arenaya gönderdi.
Kael:
"Neredeyiz ve ne oldu?"
İki kardeşte şaşırdı bu nasıl bir büyü eşyasıydı ilk defa ışınlanma taşı görmüşlerdi
Komutan:
"Sizi dövüp ülkenize geri göndereceğim."
Kael ve Elyos gülümsedi.
Komutan:
"Beni hafife almayın veletler."
"Kasırga Fırtınası!"
Dev bir kasırga oluştu.
Askerler:
"Su Çemberi!"
Amaç Kael'i havaya kaldırıp boğmaktı.
Elyos şaşırdı:
"Bu nasıl büyü?"
Kael sinirlendi. İçindeki aura yavaşça ortaya çıktı.
Etraf ağırlaştı sanki bir yanardağındaymış gibi sıcaklaştı. Herkes dizlerinin üzerine çöktü.
Komutan:
"Bu çocuk nasıl böyle bir aura yayabiliyor?"
Komutan tekrar ışınlanma taşı kullandı ve onları şatoya geri çekti.
Bu kez karşılarında generaller vardı ve çok ciddi bir şekilde bakıyorlardı ama onlarda etkileniyorlard ve çok şaşkınlardı ama belli etmiyorlardı.Baş general geldi
Bir başgeneral sakin bir şekilde:
"Bu güç… ilginç."
Kael ve Elyos şaşkındı.
Başgeneral gülerek:
"Adınız nedir?"
Elyos durumu açıkladı:
"Biz bilge Elarion'la görüşmek istiyoruz."
Başgeneral:
"Anladım. Ama önce neden bu kadar önemli olduğunu öğrenmek isterdim bu kadar uğraş boşuna değildir."
Elyos durumu anlattı:
"Bizim mana renklerimiz olması gerkenden çok farklı."
Başgeneral:
"Nasıl yani kapalı yeşilse çok güçlü bir şifa büyün var demektir."
Elyos:
''Hayır efendim,benim mana rengim altın sarısı,kardeşiminki kızıl renginde.''
Başgeneral şaşırdı daha önce böyle bir şey görmedi ve elini çenesine koyup düşündü onları bilge Elarion'un yanına götürdü.
Sonunda bilge Elarion'un odasına ulaştılar.
Baş general:
''Size iki tane güçlü genç getirdim efendim.''
Elarion o sırada kitapları düzenliyordu çocuklara bakıp.
"Hoş geldiniz çocuklar sadece soru için bu kadar yolu gelmeniz bu sorunun çok önem taşıdığı anlamına gelir,böyle arbedelere karışmanız."
Elyos özür dileriz efendim yaptıklarımız şey çok büyük hataydı.
Elarion:
''Sıkıntı etmeyin onların aptal olduğun bende biliyorum ve sizde kanı kaynıyan gençlersiniz çok normal,buyrun sorunuz nedir.''
Elyos durumu açıkladı:
Bizim mana rengimiz olması gerekenden farklı benimki altınsarısı,kardeşiminki ise kızıl renginde.''
Elarion onları dikkatle inceledi ve içinden.
"Daha önce hiç böyle bir şey görmedim ve duymadım."
Elyos onunda bilmediğini yüz ifadesinden anladı iki kardeşin yüz ifadesi düştü.
Elarion bazı eski bilgilerden bahsetti:
"İblislerin mana rengi kırmızıdır… Kijinler mor… Nexaridler laciverttir…"
Elyos bir şifa büyüsü gösterdi.
Elarion şaşırdı:
"Bu… çok güçlü."
Elyos'un büyüsü beyaz bir çiçek ve altın ışık süzmesi şeklindeydi.
Elarion:
"Bu… melek gücünü andırıyor daha önce hiç böyle birşey görmedim."
İki kardeş sorularına cevap alamadılar.
Saygılarını iletip çıktılar.
Başgeneral onlara izin verdi:
"İstediğiniz zaman gelebilirsiniz her zaman kapımız açık çocuklar."
Yolda yürürken Elyos konuştu:
"Bence biz insan değiliz, kardeşim."
Kael:
"Ne olabiliriz ki?"
Elyos:
"Bilmiyorum…"
İkisi de babalarını düşünmeye başladı. Belki de elf ya da periydi.
Eve vardıklarında hâlâ cevapları yoktu.
Ama artık daha güçlü olma kararı almışlardı.
Kael:
"Henüz yeterince güçlü değiliz ama…"
Elyos:
"Daha da güçleneceğiz."
Yumruklarını tokuşturdular.
"Ve tüm sorularımızın cevabını bulacağız."
