Cherreads

Chapter 3 - Altın Mızrak, Kızıl Kılıç

Eğitimleri bitsede bu bir başlangıçtı.

Elf ülkesindeki eğitimlerinin ardından köylerine geri döndüler. Ancak Kael'in içindeki öfke hâlâ dinmiyordu; daha da güçlenmek istiyordu. Aynı şekilde Elyos da kendini geliştirmek istiyordu, fakat ikisi de artık gelişebilecekleri yeni bir şey bulamıyordu. Daha düşük seviye şifa büyüsünü bile yalnızca bir kişi başarabilmişti.

İki kardeş, gelişmek için kendi aralarında düello yapmaya karar verdi. Bunun için uygun ekipman gerekiyordu.

Kael,"Hadi gel, annemden biraz para ödünç alalım." dedi.

Elyos hemen karşı çıktı."Hayır, annemize böyle bir şey yapamayız. Bu çok yanlış. Ona söyleyip öyle almalıyız."

Kael homurdandı."Salak, sanki izin vereceğini sanıyorsun. Daha bu eğitimimize bile izin vermedi. İkimiz de on dört yaşındayız, artık yetişkin sayılırız."

Elyos ne kadar ısrar etse de annelerinin bunu kabul etmeyeceğini biliyordu. Sonunda istemeyerek,"Sadece bu seferlik… Demircide çalışıp annemize geri ödeyeceğiz." dedi.

Kael sırıttı."Evet, kesinlikle."

O sırada anneleri Lunessa dışarıda Kael ve Elyos'un kıyafetlerini yıkıyordu. Ceketini evde bırakmıştı. İki kardeş sessizce eve girip ceketin cebindeki altın parayı aldılar.

Tam çıkacakları sırada Kael yanlışlıkla ses çıkardı.

Elyos fısıldadı:"Hemen tuvalete saklan, ben anneme bir şeyler söylerim."

Kael hızla tuvalete saklandı.

Annesi içeri girince Elyos'a baktı."Senin geldiğini duymadım oğlum. Neden haber vermedin?"

Elyos sakin görünmeye çalıştı."Anne, dışarıda arkadaşlarımızla oynarken yorulduk. Biraz dinlenmek için geldik."

Lunessa gülümsedi."Dinlenin oğlum. Kardeşin Kael nerede?"

"Tuvalette anne."

"Tamam."

Bir süre sonra ikisi dışarı çıkarken anneleri tekrar sordu:"Oğlum, daha yeni dinlenecektiniz. Nereye gidiyorsunuz?"

Elyos hızlıca cevap verdi:"Anne, arkadaşlarımızdan biri acil çağırdı. Hemen gitmemiz gerekiyor."

Lunessa başını salladı."Peki, dikkatli olun."

Dışarı çıkar çıkmaz Kael derin bir nefes aldı."Ohh, kurtulduk."

Elyos ona sertçe baktı."Senin yüzünden az daha yakalanıyorduk."

Kael omuz silkti."Tamam tamam, uzatma. Hadi gidip ekipmanları alalım."

İlk olarak demirciye gittiler.

Demirci onları görünce hafifçe güldü."Siz iki velet buraya gelip tahta kılıç mı istiyorsunuz?"

Kael'in yüzü bir anda gerildi."Düzgün konuş, ihtiyar."

Demirci kaşlarını çattı."Sen kime ihtiyar diyorsun, velet? Hemen dükkândan çıkın!"

Elyos hemen araya girdi."Kardeşimin kusuruna bakmayın, biraz düşünmeden konuşur. Tahta silahları nerede bulabiliriz, demirci bey?"

Demirci yumuşadı."Aksesuarcıda bulabilirsiniz evladım. Sen akıllı bir çocuksun, kardeşine pek çekmemişsin."

Kael yine öfkelendi, fakat Elyos onu kolundan çekip dışarı çıkardı.

"Biraz kendine hâkim olsana." dedi Elyos.

Kael dişlerini sıktı."Olamıyorum işte… içimdeki öfke bir türlü dinmiyor."

Sonra aksesuarcıya gittiler.

Kael,"Konuşmayı sana bırakıyorum." dedi.

Amaçları kılıç almaktı, fakat ikisi de farklı silahlar seçti. Kael, boyuna göre oldukça büyük ve ağır bir tahta kılıç aldı. Elyos ise uzun bir tahta mızrak seçti. Her ikisi de yaşlarına göre oldukça ağırdı.

Aksesuarcı şaşkınlıkla sordu:"Bu silahları ne için kullanacaksınız? Daha boyunuzdan büyükler, nasıl taşıyacaksınız?"

Kael yine sertleşti."Bize velet mi demeye çalışıyorsun? Biz on dört yaşındayız!"

Elyos içinden, Yine yaptı yapacağını… diye geçirdi.

Aksesuarcı söylenerek,"Saygısız çocuklar… O zaman size iki katına satarım." dedi.

Neyse ki yanlarında altın vardı. Değerini tam bilmedikleri için hiç düşünmeden verdiler. Aksesuarcı içinden, Sizi gidi saf çocuklar… diye geçirerek silahları hemen teslim etti.

Köyün yakınındaki sığ nehirlerden birine gittiler. Su yalnızca ayak bileklerine kadar geliyordu. Düelloyu burada yapmaya karar verdiler.

Kuralları basitti:İlk vuruşu yapan kazanacaktı.

Kael ağır kılıcını kaldırdı."Kendini tutma. Ne kadar gücün varsa göster."

Elyos mızrağını savurdu."Rakibini asla hafife almamalısın, kardeşim."

Ve düello başladı.

Silahları ilk kez çarpıştığında nehrin suyu etrafa sıçradı.

Kael öfkeyle ileri atıldı, ancak Elyos son anda geri çekilip saldırıdan sıyrıldı. Ardından şifa büyüsünü kullanarak bedenini hızlandırdı. Bir anda çevresindeki her şeyi daha net görmeye, Kael'in hareketlerini önceden hissetmeye başladı.

Kael bu hızı görünce içindeki öfke daha da büyüdü.

Ben neden gelişemiyorum? Neden benden olmuyor? Bu kırmızı ışık da ne…?

Bir anda Kael'in etrafını kızıl bir aura sardı. Ezici bir atmosfer tüm alanı kapladı. Yakındaki insanlar bile istemsizce durup onlara bakmaya başladı.

Elyos kısa süreliğine afalladı.Kael ne yapıyor böyle?

Son hamlede ikisi de aynı anda saldırdı.

Kael havaya sıçrayıp ağır kılıcını Elyos'un başına indirdi. Aynı anda Elyos da mızrağını uzatarak Kael'in göğsüne vurdu.

İki kardeş de bir an hareketsiz kaldı.

Düello berabere bitmişti.

Onları gören insanlar ve köyün muhtarı büyük bir şaşkınlık içindeydi. Henüz on dört yaşındaki iki kardeşin komutan seviyesine ulaştığını görmek herkesi hayrete düşürmüştü. Bunu gören köyün muhtarı vakit kaybetmeden şatoya gidip durumu generallere anlattı.

Bunu duyan generaller bunun gerçek olmadığını düşündü."Yanlış görmüşsündür ihtiyar," diyerek konuyu geçiştirdiler.

Fakat generallerden biri bu durumdan şüphelendi. İçine sinmeyen bir şey vardı. Bunun üzerine iki kardeşin evine gitmeye karar verdi.

Kapıyı Lunessa açtı. Karşısında generallerden birini görünce gözlerine inanamadı.

"Soylu bir generalin bizim evde ne işi var?" diye içinden geçirdi.

"Hoş geldiniz efendim," dedi saygıyla.

General sakin bir ifadeyle sordu:"O iki çocuğun annesi siz misiniz?"

Lunessa hafifçe tedirgin bir şekilde,"Evet efendim. Herhangi bir saygısızlık mı yaptılar?" dedi.

General başını salladı."Hayır. O iki çocuk hakkında çok şey duyuyorum. Onları görebilir miyim?"

Lunessa hemen cevap verdi:"Tabii ki, ikisi de evimizin arkasındaki nehirde."

"Teşekkür ederim hanımefendi," diyerek oraya yöneldi.

Lunessa ise içinden sürekli aynı soruyu soruyordu:"Ne oldu da bu soylu general bizim eve geldi?"

General nehre vardığında iki kardeşi gördü. Birlikte yüzüyor, ağaç dallarından kendilerine kral tacı yapıyorlardı.

Fakat onları dikkatlice incelediğinde bir an duraksadı.

Kael'in insanüstü denebilecek kadar güçlü ve kaslı bedeni, etrafına yayılan baskın aurasıyla birleşince oldukça etkileyici görünüyordu. Elyos'un ise melekleri andıran yüzü, sakin duruşu ve yaydığı huzurlu aura insana iyileştirici bir his veriyordu.

General içinden,"Bu görünüşleri bir yerden hatırlıyorum…"diye düşündü.

İki kardeş birbirine tamamen zıttı; biri çok akıllı, diğeri ise olağanüstü güçlüydü.

Yanlarına doğru ilerledi.

Kael, generali ilk gördüğünde onu sıradan bir insan sandı. Elyos da aynı şekilde düşünmüştü. Ancak ikisi de kısa süre içinde bu adamın ne kadar güçlü olduğunu fark etti.

Vücudunda savaştan kalmış izler vardı. Kasları metal gibi sert, aurası ise son derece ağır ve etkileyiciydi.

Kael hemen tetikte beklemeye başladı.

General konuştu:"Merhaba çocuklar. İkinizden bir ricam var. Sizi askeri eğitime almak istiyorum."

Kael ile Elyos, yaşlarının aslında buna pek uygun olmadığını biliyorlardı.

Elyos dikkatli bir şekilde sordu:"Sen kimsin ve neden böyle bir şey istiyorsun?"

Tam o sırada anneleri Lunessa, onun bir general olduğunu söyledi.

Bunu duyan iki kardeş kısa süreli bir şaşkınlık yaşadı.

İkisinin de aklından benzer düşünceler geçti:"Demek ki kral olmak için böyle insanları aşmamız gerekiyor. Daha çok yolumuz var."

General tekrar konuştu:"Eğer kabul etmezseniz sizi anlarım. Yaşınız hâlâ çok küçük. Ama sizi test etmek istiyorum."

İki kardeş hiç düşünmeden aynı anda,"Evet!"diye cevap verdi.

Böylece hayatlarında yeni bir eğitim dönemi başlamış oldu.

More Chapters