Aşiyan ve Alex, kamp planları için hazırlıklara çoktan başlamıştı.
Aşiyan bütün eşyalarını tek tek hazırladı. Sandviçleri, çocuklar için yedek kıyafetleri, battaniyeleri, çadırı ve gerekli kamp malzemelerini topladıktan sonra garaja indi. Kendileri için en uygun aracı seçip bahçenin önüne park etti ve bütün eşyaları bagaja yerleştirdi.
Alex çocuk koltuğuna oturup kemerini bağladı.
Aşiyan kapıyı kapatırken gülümsedi.
— Hazır mısın tatlım?
Alex'in yüzü mutlulukla aydınlandı.
— Evet anneciğim! Hadi gidelim!
Aşiyan navigasyonu açıp rotayı belirledi. Şehrin gürültüsünden uzaklaştıkça ikisinin de içi huzurla doluyordu. Önlerinde güzel bir hafta sonu vardı.
Fakat varış noktalarına yaklaşık on beş dakika kala, yolun ortasında aniden küçük bir gölge belirdi.
Aşiyan refleksle frene bastı.
Araç son anda durdu.
Karşılarında küçük bir kız çocuğu vardı.
Kız korkudan titriyordu. Üzerindeki kıyafetler kirlenmiş, saçları birbirine dolaşmıştı. Elinde ise eski ve kirli bir pelüş tavşan vardı.
Aşiyan hemen araçtan indi.
— Tatlım, iyi misin? Bir yerin acıyor mu?
Küçük kız cevap vermedi. Sadece korkuyla Aşiyan'a bakıyordu.
Aşiyan onun seviyesine çömeldi.
— Korkma. Sana zarar vermeyeceğim.
Alex de araçtan indi. Elindeki su şişesini küçük kıza uzattı.
— İstersen bundan içebilirsin.
Kız önce Alex'e, sonra su şişesine baktı.
Aşiyan şişeyi açıp ona uzattı. Küçük kız suyu büyük bir ihtiyaçla içmeye başladı.
Aşiyan'ın içi sızladı.
Bu çocuk uzun zamandır yalnızdı.
Etrafına baktı. Ne bir yetişkin vardı ne de onu arayan biri.
— Alex, bagajdan sandviçleri getirir misin?
— Tabii anneciğim.
Küçük kız önce çekinse de Aşiyan'ın verdiği sandviçi almaya başladı. Birkaç saniye içinde büyük bir iştahla yemeye koyuldu.
Aşiyan onun hâlini gördükçe daha da endişelendi.
— Tamam tatlım. Artık yalnız değilsin.
Kızı arabaya aldı.
Kamp alanına vardıklarında Aşiyan önce çadırı kurmayı bile düşünmeden küçük kızın temizlenmesine karar verdi. Çocuğun üstü başı perişandı.
Onu duş alanına götürdü, güzelce temizledi. Alex'in yedek kıyafetlerinden uygun olanları ona giydirdi. Saçlarını tarayıp iki yandan ördü.
Küçük kız aynadaki hâline baktı.
Sanki birkaç saat önce ormanda kaybolan çocuk gitmiş, yerine başka bir çocuk gelmişti.
Alex de annesine yardım etmek için etrafta dolaşıyordu.
Aşiyan çadırı kurmaya başladığında iki çocuğa da seslendi.
— Hadi bakalım, bana yardım edecek iki yardımcım var mı?
Alex hemen elini kaldırdı.
— Ben varım!
Küçük kız da sessizce yaklaşınca Aşiyan gülümsedi.
— Sen de mi?
Küçük kız başını salladı.
Birlikte çadırı hazırladılar.
Çadır oldukça büyüktü. İçine üç yatak rahatlıkla sığıyordu. Aşiyan üç ayrı yatak hazırladı fakat çocuklar kısa sürede kendi kararlarını verdiler.
Üç yatağı birleştirip aynı yerde uyumak istiyorlardı.
Aşiyan buna gülerek izin verdi.
Akşam olduğunda çocukların karnı doymuş, kamp alanı sessizleşmişti.
Aşiyan ortada, Alex bir yanında, küçük kız diğer yanında uyuyordu.
Gece yarısına doğru Aşiyan bir sesle uyandı.
Çadırın dışında ayak sesleri vardı.
Fısıldaşmalar duyuluyordu.
Aşiyan gözlerini açmadan dinlemeye başladı.
Bir süre sonra çadırın fermuarı yavaşça açıldı.
İçeri giren adam, çocukların huzur içinde uyuduğunu görünce durdu.
Bakışları küçük kızın üzerinde kaldı.
Adam ona doğru eğildi.
Tam çocuğu kucağına almak üzereyken Aşiyan bir anda uyandı.
Refleksleri anında devreye girmişti.
Adam ne olduğunu anlayamadan Aşiyan onu durdurdu ve sessizce dışarı çıkmasını işaret etti.
Çocukların uyanmasını istemiyordu.
Adam çadırdan çıkınca Aşiyan da peşinden çıktı.
— Sen kimsin? Çadırımda ne işin var?
Adam çocukları gösterdi.
— O kız benim kızım.
Aşiyan kaşlarını çattı.
— Nereden bileyim?
— Onu bulmaya çalışıyordum.
Aşiyan'ın sesi sertleşti.
— Eğer kızınsa neden onu ormanda yalnız bıraktın?
Adam sustu.
Aşiyan devam etti.
— Onu bulduğumda susuzdu, açtı ve korkudan titriyordu. Burada kimse yoktu. Güvenlik görevlisi bile göremedim. Sabah ilk işim onu karakola götürmekti.
Adam başını eğdi.
— Onu bulacağımı düşünüyordum.
Aşiyan ona güvenmiyordu.
Tam o sırada çadırdan küçük bir ses geldi.
— Anne...
Aşiyan bir anda içeri döndü.
— Buradayım tatlım.
Küçük kız, Aşiyan'ın sesini duyduğu anda sakinleşti.
Adam olduğu yerde donup kaldı.
Çünkü kızı normalde kolay kolay konuşmuyordu. Uzun süredir iletişim konusunda ciddi sorunlar yaşıyordu. Fakat şimdi Aşiyan'a "anne" diye seslenmişti.
Adamın gözleri doldu.
Aşiyan onun şaşkınlığını fark etti.
— İstersen bu gece burada kalabilirsin. Kızını uyandırmaya gerek yok. Sabah konuşuruz.
Adam tereddüt etti.
— Rahatsız olmaz mısın?
— Hayır. Çok tatlı ve uslu bir çocuk. Alex'le de iyi anlaştı.
Adam ilk kez rahat bir nefes aldı.
O gece herkes yeniden uykuya daldı.
Sabah olduğunda Aşiyan erkenden kalktı. Çocuklar uyanmadan kahvaltı hazırlamak istiyordu. Sandviçler hazırladı, küçük ızgarayı kurdu ve kahvaltılıkları hazırladı.
Tam her şey hazırken çadırdan bir ağlama sesi yükseldi.
Aşiyan hemen içeri koştu.
Küçük kız ağlıyordu.
Alex de uyanmış, şaşkın gözlerle ona bakıyordu.
Aşiyan küçük kızın üzerinin ıslandığını fark edince gülümsemesini zor tuttu.
— Ah tatlım... Olur böyle şeyler. Hadi gel, seni temizleyelim.
Kız mahcup bir şekilde başını eğdi.
Alex hemen araya girdi.
— Neden ağlıyorsun? Bizim evde de bazen musluklar açık kalıyor. Annem özellikle benim yatağımı bile ıslatıyor!
Aşiyan kahkahasını tutamadı.
Çadırın dışında duran adam da ilk kez gülümsedi.
Bir süre sonra çocuklar hazırlandı.
Küçük kız babasını görünce koşup boynuna sarıldı.
Adamın gözleri doldu.
Kızından uzun zamandır duymayı beklediği kelime sonunda geldi.
— Baba...
Adam kızına sıkıca sarıldı.
Aşiyan onları izlerken yüzünde sıcak bir gülümseme oluştu.
Sonra küçük kıza döndü.
— Tatlım, artık baban yanında. Hadi kahvaltı yapalım. Sonra da denize gideriz.
Çocukların mutluluğu görülmeye değerdi.
Kahvaltıda herkes birlikte oturdu.
Aşiyan bir süre sonra adama baktı.
— Hâlâ birbirimizin isimlerini bilmiyoruz.
Elini uzattı.
— Ben Aşiyan.
Adam da elini uzattı.
— Naten.
Küçük kızın adının Roselin olduğunu öğrendiler.
Aşiyan, Roselin'in bulunduğu anı anlattı.
— Onu ormanda bulduğumda çok korkmuştu. Uzun süre yemek yememiş gibiydi. Sanki birilerinden kaçmıştı.
Naten'in yüzü sertleşti.
— Onu bu hâle getiren kişi bunun hesabını verecek.
— Kim yaptı?
Naten bir an sustu.
— Yeni tuttuğumuz dadısı.
Aşiyan'ın yüzündeki ifade değişti.
Artık olayın basit bir kaybolma olmadığını anlamıştı.
Fakat çocukların yanında bu konuyu daha fazla konuşmadı.
Bir süre sonra çocuklar denize gitmek istedi.
Aşiyan, Roselin'e Alex'in yedek mayolarından birini verdi. Roselin bunu hiç önemsemedi. Onun için önemli olan Alex'le birlikte eğlenmekti.
Çocuklar el ele tutuşup denize koştular.
Önce ayaklarını suya soktular.
Soğuk suyla karşılaşınca ikisi de çığlık atarak geri kaçtı.
Sonra yeniden denediler.
Bu kez daha cesurdular.
Roselin'in kahkahaları kamp alanına kadar yayılıyordu.
Naten uzaktan kızını izliyordu.
Uzun zamandır böyle mutlu görmemişti.
Roselin defalarca Aşiyan'a "anne" diye sesleniyordu.
Bir süre sonra Alex şaşkınlıkla sordu:
— Ama o senin annen değil ki.
Roselin hiç düşünmeden cevap verdi:
— O zaman sen de benim babama baba diyebilirsin.
Aşiyan ve Naten aynı anda sustu.
Bu söz ikisinin de beklemediği bir şeydi.
Naten bir süre Alex'e baktı.
Sonra onun yanına gitti.
— Takla atabiliyor musun?
Alex önce tereddüt etti.
Naten'e güvenip güvenemeyeceğini bilmiyordu.
Fakat Aşiyan'ın daha önce söylediği bir söz aklına geldi:
"Bir gün sana çok iyi bir baba bulacağım."
Alex adamın omuzlarına baktı.
— Beni omzuna alır mısın?
Naten gülümsedi.
— Tabii.
Alex'i omuzlarına aldı.
Çocukların kahkahaları denizin üzerinde yankılanmaya başladı.
Aşiyan onları izlerken gözleri doldu.
Naten ona baktı.
Aşiyan sessizce başını eğerek teşekkür etti.
Naten de aynı şekilde başını salladı.
Sanki hiçbir kelimeye ihtiyaç yoktu.
İki çocuk da bir şeylere ihtiyaç duyuyordu.
Alex'in bir baba figürüne, Roselin'in ise güvenebileceği bir anne şefkatine...
Ve belki de hiçbiri bunun tesadüf olmadığını bilmiyordu.
Gün boyunca birlikte oynadılar, denize girdiler ve güzel anılar biriktirdiler.
Akşam olduğunda artık dönüş vakti gelmişti.
Çadırlar toplandı, eşyalar bagaja yerleştirildi.
Naten'in korumaları da yardımcı oldu.
Alex arabaya bindiğinde gözlerini güçlükle açık tutuyordu.
— Anneciğim, çok yoruldum.
Aşiyan gülümsedi.
— Hadi bakalım tatlım. Eve gidince güzelce uyursun.
Yol boyunca Alex uyudu.
Gece yarısına doğru eve vardıklarında Aşiyan onu uyandırmadı. Kucağına alıp sessizce odasına götürdü. Ayakkabılarını çıkardı, üzerini örttü ve alnına bir öpücük kondurdu.
— İyi geceler yakışıklım.
Sonra kendi odasına geçti.
Kampın yorgunluğu bütün bedenine çökmüştü.
Bir duş aldıktan sonra yatağına uzandı.
Gözlerini kapatırken aklına Roselin geldi.
Küçük kızın ona sarılırken söylediği sözler...
Anneciğim, seni çok seviyorum.
Aşiyan farkında olmadan gülümsedi.
Belki de ikinci hayatı ona yalnızca yeni bir beden vermemişti.
Belki ona yeni bir aile kurma şansı da vermişti.
Fakat Aşiyan henüz bilmiyordu.
Bu kamp yolculuğu, hayatına giren insanların sadece başlangıcıydı.
Ve çok yakında geçmişten gelen başka insanlar da onun karşısına çıkacaktı.
Çünkü bazı karşılaşmalar tesadüf değildi.
Bazı insanlar hayatınıza kaybolarak girer...
Ve sizi hiç beklemediğiniz bir geleceğe götürürdü.
