Cherreads

Chapter 11 - 11. bölüm kabus

​Martin'in takip etmesini istediği kişinin yakın zamanda vefat ettiği öğrenilmişti. Adam, küçük bir çocukla bir kadını kurtarırken hayatını kaybetmişti. Martin telefonu o kadar sıkıyordu ki parmak boğumları tamamen bembeyaz olmuştu. İçinden, "Peki ya ailesi? Hayatlarına kaldığı yerden devam ediyorlar mı?" diye düşündü. Derin bir nefes aldı. "Nasıl yaparsanız yapın ama ailesine destek olun," dedi. Hattın diğer ucundaki kişi talebi onaylayınca telefonu kapattı.

​Martin hâlâ Aşiyan'ın odasındaydı ve kıyafetlerine bakıyordu. Sonra tuvalet masasındaki çekmeceyi çekti. Aşiyan'ın bıraktığı boşanma dosyasını çıkarıp tek tek inceledi. Aşiyan da imzalamıştı; artık boşanmayı kabullenmişti. Belki de son zamanlardaki değişimi bundandı. Martin dosyayı avukatın yerine koymak üzere çekmeceye geri bıraktı, üzerini değiştirip şirkete doğru yola çıktı.

​Akşam Alex'in tuttuğu takımın maçı vardı. Aşiyan oğluna sürpriz yapmak için iki bilet ve birkaç tane de forma alıp arabasına koydu. Okul çıkışı Alex'i almaya gitti. Önce birlikte yemek yediler, ardından Aşiyan sürprizini açıkladı:

"Tatlım, birlikte maça gitmeye ne dersin?"

Alex'in gözleri parladı. "Gerçekten mi?"

"Evet, bak biletleri aldım. İster misin anneciğim?"

"Evet, evet!" Alex mutluluktan havalara uçtu. İlk kez stadyuma gidecekti; üstelik tuttuğu takımı izlemeye... Annesi de aynı takımı tutuyordu. "Yaşasın!" diye bağırdı.

​Stadyuma gidip yerlerine geçtiklerinde Aşiyan ve Alex'in bilmediği bir durum vardı: Karşı takımın tribününde Martin ve Karolin de vardı. Karolin'in oğlunu da getirmişlerdi ve çocuğun üzerinde takım forması vardı. Alex bunu fark etti ama görmezden gelerek annesine hiçbir şey belli etmedi. Martin, Karolin'in oğlunu omzuna almış tezahürat yapıyordu. Alex'in içinde öfke kaynıyordu.

​Sonunda Aşiyan da onları fark etti. Alex'in yüzüne baktığında oğlunun ne kadar öfkeli olduğunu gördü ve ne yapacağını bilemedi. Sonra Alex'in elini tutarak yumuşak bir sesle konuştu: "Tatlım, seni omzuma almamı ister misin?"

Alex şaşırdı. "Yani... Annen taşıyabilir mi beni?"

Aşiyan güldü. "Tabii ki! Annesinin ne kadar güçlü olduğunu bilmiyor musun?"

​Tam Aşiyan Alex'i omzuna kaldıracaktı ki bileğinden bir el tuttu. "Sen dur, ben yaparım," dedi. Aşiyan kafasını kaldırdığında karşıdaki adamı görüp şaşırdı. "Ne tesadüf!" dedi.

Alex de adamı fark edip konuşmaya katıldı: "Merhabalar Nathan amca, nasılsın?"

"İyiyim. Rosalin de burada, bak hemen yanımda."

Rosalin, Alex'i görünce koşup boynuna sarıldı. "Yaşasın!" Nathan yine şaşırmıştı; Rosalin kampa gittiği günden beri kimseyle konuşmuyordu ama şimdi Alex ve Aşiyan'ı görünce yeniden konuşmaya başlamıştı.

​Nathan, Alex'e dönerek, "Alex, seni omzuma almamı ister misin?" diye sordu. Alex önce duraksadı, sonra başını yukarı aşağı sallayarak kabul etti. Nathan ardından Rosalin'e baktı: "Seni de kucağıma almamı ister misin?" Rosalin dünden razıydı, "Evet!" diye haykırdı. Çocuklar istedikleri konumda "Yaşasın!" diye bağırıyor, takımlarına tezahürat yapıyorlardı.

​Nathan yanındaki kadına göz ucuyla baktı. Aşiyan güldüğünde gözlerinin içi gülüyor, etrafa sıcaklık yayıyordu. Rosalin'in onu bu kadar sevmesi boşa değildi; küçük kız onu gerçekten bir anne olarak görüyordu. Nathan içinden, "Bu kadını kazanmalıyım," diye geçirdi.

​Maçın sonlarına doğru Martin karşı tarafa baktı. Yanlış görüp görmediğinden emin olmak için tekrar baktığında oğlu ve karısını gördü. Oğlu, başka bir adamın omzunda tezahürat yapıyordu. Martin'in içinde büyük bir öfke belirdi. Ancak hemen ardından kendi durumu aklına geldi: O da şu an başka bir kadının çocuğuyla maçtaydı. İçinde bulundukları durum ona kara bir mizah gibi gelmişti.

​Aşiyan ve Alex ise Martin'i tamamen görmezden geldi. Onun varlığını orada unutup anın tadını çıkararak attıkları golün sevincini birlikte yaşadılar. Maç bittikten sonra çıkışa doğru birlikte hareket ettiler. Nathan hâlâ Alex'i omzunda, Aşiyan ise Rosalin'i kucağında taşıyordu. Tribünlerden çıkıp yavaş yavaş park alanına doğru yürüdüler. Kalabalıktan dolayı Nathan bir yandan Alex'i omzunda tutuyor, diğer yandan kimse çarpmasın diye kolunu Aşiyan'ın beline doluyordu. Bu temas Aşiyan'ı biraz tedirgin etse de kenara çekilmedi; çünkü alan gerçekten çok kalabalıktı.

​Martin aralarındaki etkileşimi uzaktan izliyordu ve öfkesi sınır noktasına ulaşmıştı. Karolin, Martin'deki bu değişimi fark etti ama tek bir kelime etmedi. O da Aşiyan ve oğlunun orada olduğunu görmüştü. Yüzünde, Aşiyan'ı aşağılayan ve onu alt ettiğini gösteren sinsi bir zafer gülümsemesi vardı.

​Alex ve Rosalin acıktıklarını söyleyince Nathan bir teklifte bulundu: "O zaman önce yemek yiyelim, sonra gideriz." Alex annesinin gözlerine baktı. Aşiyan, "Tamam tatlım," dedi. Çünkü her şeyi Alex'in mutlu olması için yapıyordu. Oğlunun, orada gördüğü manzarayı ne kadar belli etmemeye çalışsa da için için üzüldüğünü ve kırıldığını biliyordu.

​Eve dönüş saati geldiğinde Aşiyan ve Alex içeri girdiler. Üzerlerindeki formalarla hâlâ maç hakkında konuşuyor, tezahürat yapıyorlardı. Alex ilk kez stadyuma gittiği için çok mutluydu. Babasını orada gördüğünde tüm neşesi kaçmış olsa da annesi onu mutlu etmek için elinden geleni yapmıştı. Alex içinden bir karar verdi: "Bundan sonra sadece annemi mutlu edeceğim ve onun için başarılı olacağım." Aslında hep babasıyla maça gitmeyi, onun omzunda taşınmayı hayal etmişti; ama babası bunu kendi çocuğu yerine başka bir adamın çocuğu için yapıyordu.

​Odalarına doğru yöneldiklerinde Aşiyan oğluna seslendi: "Tatlım; dişlerini fırçala, duşunu al ve yatağına geç. Annen yanına geliyor."

"Tamam anneciğim." Alex artık kendi ihtiyaçlarını karşılamayı öğrenmişti. Aşiyan kısa sürede ona kimseden bir şey beklememesi gerektiğini öğretmişti.

​Aşiyan üzerini değiştirip Alex'in odasına gitti. "Tatlım, sana masal okumamı ister misin?"

"Hayır anne, seninle bir şey konuşmak istiyorum."

"Tabii ki."

"Ben artık babamı sevmiyorum," dedi Alex kararlı bir sesle. "Ve babamın artık bu eve gelmesini de istemiyorum. Ya da biz bu evden taşınalım. Çünkü babam seni çok üzüyor."

​Çocuğun bu sözlerini kapının arkasında duran adam da duymuştu. Martin'in içini tuhaf bir his kapladı, bir anda korktu. "Acaba beni orada gördüler mi?" diye düşündü. "Belki de görmemişlerdir, görselerdi yaygara koparırlardı."

Alex konuşmaya devam etti: "Bugün sen de gördün anne... Babam başka bir kadının çocuğuna babalık yapabiliyor, başka bir kadına kocalık yapabiliyor. Lütfen babamdan ayrıl anne."

​Martin artık emindi: Bugün onu görmüşlerdi. Ama o da onları görmüşdü; onlar da yalnız değildi. Odanın kapısını sertçe açtı. "Siz hâlâ uyumadınız mı?" diye çıkıştı.

Alex ve Aşiyan göz göze geldiler. Aşiyan gayet nötr bir tavırla, "Sohbet ediyoruz," dedi.

"Bu saatte ne sohbeti?"

Aşiyan olayı daha fazla uzatmak istemedi. Uzatırsa Alex'in de tartışmaya dahil olacağını biliyordu. Alex küçük bir çocuktu ama yaşından çok daha olgun ve düşünceliydi. "Martin gerçekten böyle bir çocuğu hak etmiyor," diye düşündü.

"Hadi tatlım, ışığı kapatalım artık uyuyalım."

​Martin aslında Alex'in öfkelenmesini, bağırıp çağırmasını ve tepki vermesini istiyordu. Ama ne Aşiyan ne de Alex hiçbir şey yapmadı. Eskiden olsa kıyameti koparırlardı. Aşiyan ışığı kapattı ve anne-oğul birbirlerine sarıldılar. Martin, artık onların yanında bir yerinin olmadığını ve onları geri kazanmak için çabalaması gerektiğini ilk kez bu kadar net anladı.

​Gece yarısı Aşiyan ter içinde uyandı. Çok ağır bir kâbus görmüştü: Rüyasında öldüğü günü görüyordu. Hayatını kurtardığı çocuk Alex'ti, yanındaki kadın ise onun annesiydi. Aşiyan onları kurtarmak isterken can vermişti; birisi onları kaçırmış, ellerini ve ayaklarını bir depoda bağlamıştı.

​Aşiyan gerçekte nasıl öldüğünü hâlâ net hatırlayamıyordu ama başka bir bedende olduğunu biliyordu. Neleri unuttuğunu çözebilmiş değildi. Attığı çığlıkla Martin diğer odadan koşarak geldi. Alex de yanındaydı. "Neler oluyor?" diyerek korkuyla annesine baktı.

​Aşiyan'ın alnından terler akıyor, gözlerinden yaşlar süzülüyordu. Gördüğü kâbus o kadar gerçekçiydi ki Alex'e sımsıkı sarıldı, nefes nefese kalmıştı. Alex, "Sadece kâbus gördün, şimdi daha iyisin değil mi?" diyerek annesini teselli etti.

​Aşiyan oğlunun alnına bir öpücük kondurup onu tekrar uyuttu. "Bir duş alsam iyi gelecek," diye düşündü. Tam banyoya doğru adım atacakken Martin onu bileğinden yakaladı. Gözlerinin içine bakarak kulağına fısıldadı: "Kimsin sen?"

​Aşiyan bir an duraksadı, ardından Martin'in ne ima ettiğini anlayarak gözlerini onun gözlerine dikti:

"Dün sen de oradaydın, neden hiçbir şey söylemedin?"

"Ne söylememi isterdin? Metresinin çocuğunu eğlendirmek için tüm toplantılarını iptal ettiğini mi? Kendi çocuğuna bir saatini bile ayırmazken..."

"Senin yanındaki adam kim?" diye çıkıştı Martin.

"Bu seni hiç ilgilendirmez," dedi Aşiyan soğuk bir sesle. "Artık ikimizin de kendi yolları var. Boşanma evraklarını ne kadar çabuk teslim edersen ikimiz için de o kadar iyi olur."

Martin sinsi bir gülüşle, "Bunun için mi bir an önce boşanmak istiyorsun? Bana boşanmamak için direnen kadın, şimdi gün sayıyor."

"İnsanlar değişir, hisler de değişir," dedi Aşiyan. "Şimdi izin verir misin?"

​Aşiyan hiçbir şey olmamış gibi arkasına bile bakmadan Martin'in yanından süzülüp gitti. Martin yumruklarını sıkarak uzaklaşan kadının arkasından bakakaldı.

​Aşiyan hâlâ kâbusun etkisindeydi. Nasıl öldüğünü tam olarak hatırlayamasa da öldüğünü ve birilerinin onun ardından ağladığını biliyordu. Ağlayan erkek çocuğu Alex'ten yaşça daha büyüktü. İçini tarif edemediği bir sızı kapladı; sanki birilerini hayal kırıklığına uğratmış gibi hissediyordu. Sabaha kadar hiç uyuyamadı. Yeniden aynı kâbusu görmekten korktuğu için Alex'e sımsıkı sarılarak sabahı etti.

​Hava aydınlandığında okul hazırlıklarına başladılar. Alex annesinin halsizliğini fark edip, "Anneciğim neyin var, hastalandın mı?" diye sordu. Aşiyan sanki tüm enerjisi çekilmiş gibi duruyordu.

"Hadi tatlım, bugün okula yürüyerek gidelim mi?" dedi Aşiyan. Mesafe çok uzak değildi. Alex onayladı: "Olur anneciğim, yürümek sana da iyi gelir."

​Aşiyan da temiz havanın kendisine iyi geleceğini düşünüyordu. Alex'i okula bırakırken okul bahçesinde tanıdık bir figür gördü. Saçları bukle bukle olan sevimli kız ona doğru koşarak "Anneciğim!" diye seslendi. Öğretmenleri ve dadısı şaşkınlık içindeydi; çünkü Rosalin bu okula yeni nakil olmuştu. Aşiyan, küçük kızın göz hizasına gelecek şekilde eğildi. "Merhaba tatlım," diyerek nasıl olduğunu sordu ve okula yeni başladığını öğrendi. Dadısı şaşkınlıkla olanları izliyordu; çünkü normalde konuşamayan küçük kız, Aşiyan'ın yanında rahatça konuşuyordu.

More Chapters