Cherreads

Chapter 28 - 28.BÖLÜM:ÖLÜMSÜZ AŞK

"HA—"

Yuan bir anda gözlerini açtı.

"Yine aynı yer… ama dur…"

Kaşlarını çattı.

"Burası… farklı."

Etraf… simsiyah.

Hiçbir şey yoktu.

Ne zemin, ne gökyüzü.

Sanki var olduğu yer… yoktu.

Yuan yavaşça yürümeye başladı.

Adımlarını hissedemiyordu.

Bir an sendeledi.

Sonra düştü.

Ama düştüğünü bile tam olarak anlayamadı.

Bacakları titremeye başladı.

Nefesi hızlandı.

Eliyle etrafı yokladı.

Hiçbir şey yoktu.

Boşluk.

Tamamen boşluk.

Göremiyordu.

Hissedemiyordu.

Duyamıyordu.

Sanki… hiç var olmamış gibiydi.

"Burası… neresi…?"

Sesi çıkmadı.

Kendi sesini bile duyamıyordu.

Ne kadar yürüdü, bilmiyordu.

Zaman yoktu.

Yön yoktu.

Sadece… karanlık vardı.

Sonra…

Bir ses.

Çok uzaktan.

Yuan durdu.

Ses tekrar geldi.

Bir çan sesi.

Klise çan sesi.

Zayıf.

Sonra biraz daha güçlü.

Sonra…

Daha güçlü.

Daha da güçlü—

Yuan'ın gözleri açıldı.

Ses büyüyordu.

Kulaklarını dolduruyordu.

Hayır…

Parçalıyordu.

Yuan başını tuttu.

"Ye—"

Diyemedi.

Ağzı hareket etmiyordu.

Çan sesi artık bir ses değildi.

Bir baskıydı.

Bir işkenceydi.

Yuan'ın gözlerinden yaşlar süzüldü.

Ve—

"HA!"

Bir anda uyandı.

Nefes nefeseydi.

Göğsü hızla inip kalkıyordu.

Vücudu titriyordu.

Ellerine baktı.

Titriyordu.

Gerçekti.

Dakikalar geçti.

Kendine gelmesi zaman aldı.

Sonunda derin bir nefes aldı.

Ayağa kalkmaya çalıştı.

Bacakları onu zor taşıyordu.

Ama yürüdü.

Ana odaya geldiğinde herkes oradaydı.

Xen gülerek baktı:

"Ne çok uyudun be. Hava karardı neredeyse."

Yuan kısa bir nefes verdi.

"Dün… çok yorulmuşum."

Naho onu görünce gülümsedi.

O gülümseme…

Sıcak.

Gerçek.

Yuan'ın içi istemsizce rahatladı.

"Bugün ne yapıyoruz?" diye sordu Yuan.

Yamoto hafif gülümsedi.

"Hiçbir şey."

Herkes ona baktı.

"Bugün dinlenin. Sürekli savaşmak zorunda değiliz."

Bu söz…

Yuan'a garip bir huzur verdi.

Yavaşça Naho'nun yanına oturdu.

Herkes konuşuyordu.

Gülüyordu.

Basit şeyler.

Anlamsız şeyler.

Ama…

Güzeldi.

Yuan fark etmeden gülümsedi.

Naho hafifçe eğildi.

Kulağına fısıldadı:

"Bugün… beraber takılalım mı?"

Yuan hemen döndü.

"Olur. Ne zaman?"

Naho gözlerini hafif kısıp gülümsedi.

"Şimdi."

İkisi ayağa kalktı.

Momo hemen fark etti.

"Bizim aşıklar bir yere mi gidiyor?"

Ortam bir anda kahkahaya boğuldu.

Yuan ve Naho aynı anda utandı.

Hazırlandılar.

Ve çıktılar.

Yavaş yavaş yürüdüler.

Konuşarak.

Gülerek.

Sessizliğin içinde.

Garipti.

Hiç kabus yoktu.

Rüzgar hafif esiyordu.

Tehlike yoktu.

Korku yoktu.

Yuan içinden geçirdi:

"Keşke… bu an hiç bitmese."

Bir süre sonra yüksek bir yere çıktılar.

Uçurum.

Karşılarında gün batımı.

Gökyüzü turuncuya boyanmıştı.

Rüzgar biraz daha sert esiyordu.

Ama rahatsız etmiyordu.

Aksine…

Huzur veriyordu.

"Çok güzel…" dedi Yuan.

Naho ayağa kalktı.

Elini uzattı.

"Gel."

Yuan elini tuttu.

Dans etmeye başladılar.

Yavaş.

Sessiz.

Sadece rüzgarın sesi vardı.

Zaman…

Yavaşladı.

Naho bir anda durdu.

Yuan'a baktı.

Gözleri…

Gerçekten mutluydu.

"Bugün… çok mutluyum."

Yuan cevap veremedi.

Sadece baktı.

Naho yavaşça yaklaştı.

Dudakları…

Çok yakındı.

Ve öpüştüler.

O an…

Yuan için her şey sustu.

Lee…

Kabuslar…

Korku…

Hepsi yok oldu.

Sadece Naho vardı.

Naho'nun eli yavaşça Yuan'ın göğsüne geldi.

Yuan bunu düşünmedi bile.

Sadece hissetti.

Sıcaklık.

Sonra…

Bir şey değişti.

Bir acı.

Çok küçük.

Sonra—

Derin.

Yuan'ın gözleri açıldı.

Nefesi kesildi.

Ağzından kan aktı.

"Ah—"

Kalbi…

Sanki birisi tutuyordu.

Yavaşça aşağı baktı.

Naho'nun eli…

Göğsünün içindeydi.

Zaman durdu.

Yuan'ın gözleri titredi.

Naho'ya baktı.

"…Naho?"

Naho gülümsüyordu.

Ama bu…

Az önceki gülümseme değildi.

Yavaşça çekti.

Yuan'ın kalbini.

Acı…

Tarif edilemezdi.

Ve tam o anda—

Bir kılıç.

Naho'nun kolu kesildi.

Elizabeth.

Yuan'ın bedeni dengesini kaybetti.

Yere yığıldı.

Kan…

Her yerdeydi.

"SENİ CANAVAR!"

Elizabeth'in sesi titriyordu.

Ama gözleri kararlıydı.

Naho hafifçe başını eğdi.

Güldü.

"Canavar mı…?"

Başını kaldırdı.

Gözleri boştu.

"Soğuk bir kelime."

L

Elizabeth bağırdı:

"SENİ ÖLDÜRECEĞİM!"

Saldırdı.

Ama…

Yetişemedi.

Naho çok hızlıydı.

Elizabeth'in gözleri yetişemiyordu.

Saldırılar üst üste geldi.

Ve—

Elizabeth yere düştü.

Naho ona baktı.

Sakin.

"Soğuk."

"Bu dünyada…"

Kısa bir duraksama.

"Ya ölürsün…"

Bir adım attı.

"Ya da öldürürsün."

Tam o anda—

Notch geldi.

Yumruk.

Ama Naho son anda kaçtı.

Sonra diğerleri geldi.

Herkes durdu.

Bakıyorlardı.

Öfke.

Şok.

İhanet.

Naho bir adım geri attı.

Sonra bir adım daha.

"Efendim Lee… beni bekler."

Hafifçe gülümsedi.

"Bugün başarısız oldum."

Gözleri Yuan'a kaydı.

Çok kısa bir an.

Bir şey…

Titredi.

Ama geçti.

"Bir gün… başarılı olacağız."

Ve…

Kendini boşluğa bıraktı.

Herkes uçuruma koştu.

Aşağı baktılar.

Yoktu.

Sanki…

Hiç olmamış gibi.

Sonra…

Hepsi aynı anda döndü.

Yuan.

Kanlar içinde.

Hareketsiz.

Ama…

Asıl acı…

Görünmüyordu.

Gözleri açıktı.

Boş.

"…Naho…"

Cevap yoktu.

More Chapters