...
Sessizlik.
Toge yavaşça gözlerini açtı.
Nefes almıyordu.
Kalbi atmıyordu.
Ama düşünüyordu.
Etrafına baktı.
Hiçbir şey yoktu.
Ne gökyüzü.
Ne yer.
Ne ışık.
Ne karanlık.
Sadece sonsuza kadar uzanan bembeyaz bir boşluk.
Toge yürümeye başladı.
Attığı her adım sessizdi.
Arkasında iz kalmıyordu.
Ne kadar yürüdüğünü bilmiyordu.
Belki birkaç dakika.
Belki milyonlarca yıl.
Burada zaman diye bir kavram yoktu.
Bir süre sonra durdu.
"Ben..."
"...öldüm mü?"
Kimse cevap vermedi.
Tekrar yürümeye başladı.
Bir anda...
Karşısında biri belirdi.
Ne yürümüştü.
Ne ışınlanmıştı.
Sanki her zaman oradaydı.
Uzun beyaz saçları vardı.
Yüzü sürekli değişiyordu.
Bir an yaşlı.
Bir an genç.
Bir an tamamen boş.
Toge istemsizce geri çekildi.
"Kimsin sen?"
Varlık cevap vermedi.
Sadece ona baktı.
O bakış...
Sanki Toge'nin bütün hayatını aynı anda okuyordu.
Dakikalar geçti.
Sonunda varlık konuştu.
"Buraya gelen herkes aynı soruyu soruyor."
Sesi...
Ne erkekti.
Ne kadındı.
Her yönden aynı anda geliyordu.
Toge tekrar sordu.
"Kimsin?"
Varlık hafifçe gülümsedi.
"İsimler..."
"...beni tanımlayamaz."
"Ben..."
"...formlardan önce vardım."
"Kavramlardan önce."
"Düşüncelerden önce."
Sessizlik.
Toge kaşlarını çattı.
"Beni neden buraya getirdin?"
"Ben getirmedim."
"Sen geldin."
"Neden?"
"Çünkü öldün."
Toge başını eğdi.
Savaşı hatırladı.
Suko.
Son yumruk.
Ve ardından gelen sessizlik.
Yumruklarını sıktı.
"Demek..."
"...kaybettim."
Varlık başını hafifçe salladı.
"Hayır."
"Kaybetmedin."
"Henüz hiçbir şeyi anlamadın."
Toge'nin gözleri büyüdü.
"Ne demek istiyorsun?"
Varlık elini kaldırdı.
Bir anda...
Boşluğun içinde sayısız görüntü oluştu.
Galaksiler.
Evrenler.
Çoklu evrenler.
Gerçeklik katmanları.
Ontolojik düzlemler.
Hepsi bir anda ortaya çıktı.
Sonra...
Tek bir bakışla...
Hepsi tekrar yok oldu.
Toge nefesini tuttu.
"Bunu..."
"...nasıl yaptın?"
Varlık cevap vermedi.
Uzun süre sessiz kaldı.
Sonra Toge yavaşça konuştu.
"Seni..."
"...kim yarattı?"
İlk kez...
Varlık sustu.
Yüzündeki ifade değişti.
Başını hafifçe eğdi.
Sanki çok eski bir anıyı hatırlıyordu.
Dakikalar geçti.
Sonunda tek bir kelime söyledi.
"...Suko."
Toge donup kaldı.
"Ne?"
Varlık gözlerini kapattı.
"Evet."
"Suko."
"O..."
"...beni yaratan ilk iradeydi."
Toge'nin zihni durmuştu.
"İmkânsız..."
"Hayır."
"İmkânsız olan..."
"...onun sınırlarını anlamaya çalışmaktır."
Varlık yavaşça Toge'ye yaklaştı.
"Sen..."
"...ölmeden önce onun gücünü anlamaya çalışıyordun."
"Ama yanlış yere baktın."
"Neye bakmalıydım?"
Varlık sağ elini Toge'nin göğsüne koydu.
"Onun gücüne değil."
"Varoluşuna."
Bir anda...
Bütün beyaz boşluk titremeye başladı.
Sanki çok daha büyük bir şey...
Uyanıyordu.
bir süre geçti.
Varlık elini kaldırdı.
Etrafındaki beyazlık yavaşça değişmeye başladı.
İlk kez...
Boşluğun içinde sayısız katman belirdi.
İlk katmanda tek bir evren vardı.
Sonra onun üstünde sayısız evren.
Sonra sayısız çoklu evren.
Sonra onların üzerinde yükselen daha büyük yapılar.
Boyutlar.
Boyutların üzerindeki boyutlar.
Kavramsal katmanlar.
Mantıksal yapılar.
Hepsi sonsuza kadar yükseliyordu.
Toge'nin gözleri büyüdü.
"Demek... bütün gerçeklik bu."
Varlık başını iki yana salladı.
"Hayır."
Bir anda...
Bütün o katmanlar küçülmeye başladı.
Sonsuz görünen yapılar...
Bir kitabın tek bir sayfasına dönüştü.
Toge nefesini tuttu.
"Nasıl...?"
Varlık sayfayı iki parmağının arasında tuttu.
"Ne kadar büyük olursa olsun..."
"...boyut, hâlâ boyuttur."
"Ne kadar üstün olursa olsun..."
"...kavram, hâlâ kavramdır."
"Ve ne kadar karmaşık olursa olsun..."
"...gerçeklik, hâlâ gerçekliktir."
Bir anda sayfa kül olup dağıldı.
Sanki hiç var olmamıştı.
Toge donup kaldı.
"O zaman..."
"...bunların üstünde ne var?"
Varlık cevap vermedi.
Sadece arkasını döndü.
Bembeyaz boşluğun en uzak noktasını gösterdi.
Orada...
Hiçbir şey yoktu.
Ne ışık.
Ne karanlık.
Ne boşluk.
Ne de yokluk.
Orası tarif edilemiyordu.
Toge bakmaya çalıştı.
Ama zihni acımaya başladı.
Düşünceleri parçalanıyordu.
"Göremiyorum..."
Varlık sakince konuştu.
"Çünkü sen hâlâ aşağıdaki varoluş düzenine aitsin."
"Orası..."
"...boyutların dışında."
"...kavramların dışında."
"...mantığın dışında."
"...ontolojinin bile ötesinde görünen bir eşiğin başlangıcı."
Toge yumruğunu sıktı.
"Oraya çıkabilir miyim?"
Varlık uzun süre sustu.
Sonra ilk kez başını eğdi.
"Tek başına..."
"...hayır."
"Neden?"
"Çünkü bu kapıyı yalnızca tek bir irade açabilir."
Toge'nin gözleri daraldı.
"...Kim?"
Varlık hiç düşünmeden cevap verdi.
"Suko."
Sessizlik.
Toge birkaç saniye konuşamadı.
"Az önce..."
"...beni buraya onun gönderdiğini söyledin."
"Evet."
"Seni kim yarattı?"
İlk kez...
Varlık sustu.
Başını kaldırdı.
Yüzünde garip bir saygı vardı.
"...Suko."
"O bana varlık verdi."
"Beni şekillendirdi."
"Ve bana tek bir görev verdi."
Toge dikkatle dinliyordu.
"Seni beklemek."
Bir anda...
Varlığın bedeni ışık parçalarına ayrılmaya başladı.
Toge istemsizce geri çekildi.
"Ne oluyor?"
Varlık gülümsedi.
"Görevim tamamlandı."
"Benim sahip olduğum her şey..."
"...artık sana aktarılacak."
Işık parçaları yavaşça Toge'nin bedenine doğru ilerledi.
Fakat tam o anda...
Bütün beyaz boşluk durdu.
Zaman durmuştu.
Hareket durmuştu.
Düşünce bile durmuştu.
Sadece tek bir ses yankılandı.
«"Henüz değil."»
Varlık anında diz çöktü.
Başını eğdi.
Sesinde ilk kez mutlak bir saygı vardı.
"...Suko."
Boşluğun en derin noktasında...
Kimse görünmüyordu.
Ama Toge, orada birinin var olduğunu hissediyordu.
Onu göremiyordu.
Algılayamıyordu.
Tanımlayamıyordu.
Fakat tek bir şeyi anlamıştı.
Bu beyaz boşluk...
Bu varlık...
Ve şimdiye kadar gördüğü her şey...
Çok daha büyük bir planın yalnızca ilk adımıydı.
Beyaz boşluk yeniden sessizliğe büründü.
Toge hâlâ olduğu yerde duruyordu.
Az önce duyduğu ses...
Tek bir kelime söylemişti.
"Henüz değil."
Varlık başını eğmişti.
İlk kez...
Mutlak bir saygı gösteriyordu.
Toge sessizliği bozdu.
"O..."
"...burada mı?"
Varlık gözlerini açmadan cevap verdi.
"Hayır."
"Onun burada olmasına gerek yok."
"Onun iradesi..."
"...buraya ulaşmak için mesafeye ihtiyaç duymaz."
Tam o anda...
Boşluğun tam ortasında tek bir ışık belirdi.
Önce küçüktü.
Sonra büyümeye başladı.
Işık yavaşça insan şekli aldı.
Uzun saçlı genç bir kadın.
Gözlerini açtığı anda...
Bütün beyaz boşluk hafifçe titreşti.
Toge istemsizce geri çekildi.
"Bu..."
"...kim?"
Varlık ayağa kalktı.
İlk kez yüzünde hafif bir gülümseme vardı.
"Fyora."
Kadın yavaşça etrafına baktı.
Sanki uzun bir uykudan yeni uyanmış gibiydi.
Sonra Toge'ye döndü.
"Demek sensin."
Toge kaşlarını çattı.
"Beni tanıyor musun?"
Fyora başını salladı.
"Hayır."
"Ama senin geleceğini biliyordum."
"Nereden?"
Fyora hafifçe yukarı baktı.
"...O söyledi."
"O mu?"
Varlık cevap verdi.
"Suko."
Sessizlik.
Fyora elini kalbine götürdü.
"Ben doğal doğmadım."
"Ben..."
"...Suko'nun kendi iradesinden ayırdığı tek parçadan yaratıldım."
Toge şaşkınlıkla baktı.
"Yani..."
"...sen onun klonu musun?"
Fyora başını iki yana salladı.
"Hayır."
"Klon olmak..."
"...aynı olmak demektir."
"Ben aynı değilim."
"Ben..."
"...onun özellikle bilinç verdiği bağımsız bir varlığım."
Varlık konuşmaya başladı.
"Suko seni yaratırken..."
"...sana yalnızca güç vermedi."
"Sana irade verdi."
"Sana seçim hakkı verdi."
"Sana kendi yolunu çizme özgürlüğü verdi."
Fyora gülümsedi.
"İşte bu yüzden..."
"...ona sonsuz sadakat duyuyorum."
Toge dikkatle bakıyordu.
İlk kez...
Birinin varlığı, gerçekliklerin dışında hissediliyordu.
Fyora elini uzattı.
Avucunun üzerinde...
Az önce görülen sonsuz boyutlar, çoklu evrenler ve kavramsal yapılar yeniden belirdi.
Fakat bu kez...
Onlar yalnızca küçük ışık parçaları gibiydi.
Fyora avucunu kapattı.
Hepsi sessizce yok oldu.
"Ben..."
"...onların içinde yaşamıyorum."
"...onlar bana ulaşamıyor."
"...çünkü varoluş düzenim onların ötesinde."
Toge'nin gözleri büyüdü.
"Demek sen..."
Fyora sözünü tamamladı.
"Evet."
"Ben, Suko'nun bana verdiği ontolojik seviyede var oluyorum."
Bir an durdu.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Ama..."
"...ne olursa olsun."
"...ben hâlâ onun yarattığı ilk bilinçlerden sadece biriyim."
Sessizlik.
Varlık başını kaldırdı.
"Toge."
"Senin yolculuğun şimdi başlıyor."
"Fyora'nın ulaştığı yere ulaşabilirsin."
"Belki..."
"...bir gün onu da geçebilirsin."
Fyora başını salladı.
"Ama..."
"...Suko'yu geçemezsin."
"Neden?"
Fyora gökyüzü olmayan o beyaz boşluğa baktı.
Çok sakin bir sesle konuştu.
"Çünkü ben onun yarattığı bir varlığım."
"Bu boşluk da onun iradesiyle var."
"Ve beni var eden irade..."
"...kendi yarattığı hiçbir şeyle aynı ontolojik düzlemde bulunmaz."
Beyaz boşluk yeniden sessizliğe gömüldü.
İlk kez...
Toge, önündeki yolun sandığından çok daha uzun olduğunu anlamıştı.
Beyaz boşluk sessizdi.
Toge hâlâ Fyora'nın karşısında duruyordu.
İkisi de konuşmuyordu.
Uzun bir sessizliğin ardından Toge konuştu.
"...Sen gerçekten kimsin?"
Fyora gülümsedi.
"Benim kim olduğum önemli değil."
"Önemli olan..."
"...nerede var olduğum."
Toge kaşlarını çattı.
"Ne demek istiyorsun?"
Fyora elini kaldırdı.
Bir anda...
Beyaz boşluğun ortasında sayısız katman oluştu.
İlk katman.
Tek bir evren.
Sonra...
Sayısız evren.
Sonra...
Sonsuz çoklu evrenler.
Sonra...
Boyutsal hiyerarşiler.
Kavramsal katmanlar.
Ontolojik düzlemler.
Toge'nin ulaştığı bütün varoluş seviyeleri tek tek belirmeye başladı.
Toge sessizce izliyordu.
"İşte..."
"...senin ulaştığın yer."
Fyora iki parmağını kapattı.
Bütün katmanlar küçülmeye başladı.
Sonsuz görünen yapı...
Bir kitabın tek bir sayfasına dönüştü.
Toge'nin gözleri büyüdü.
"Nasıl...?"
Fyora kitabı eline aldı.
Sayfaları çevirmeye başladı.
Her sayfada...
Başka bir gerçeklik vardı.
Başka bir evren.
Başka bir ontolojik katman.
Başka bir sonsuzluk.
Sonra...
Bir sayfada Toge'nin kendisi vardı.
Doğduğu gün.
İlk savaşı.
Suko ile karşılaşması.
Ölümü.
Hepsi yazılmıştı.
Toge'nin nefesi kesildi.
"...Ben..."
"...bir kitabın içinde miyim?"
Fyora başını salladı.
"Benim bulunduğum gerçekliğe göre..."
"...evet."
Sessizlik.
"Sen boyutları aştın."
"Kavramları da."
"Ontolojik katmanları da."
"Ama..."
"...bunların hepsi aynı hikâyenin içindeydi."
Toge yavaşça geri çekildi.
"Yani..."
"...ulaştığım her şey..."
"...sadece bunun içinde miydi?"
Fyora kitabı kapattı.
"Ben o kitabı okuyabiliyorum."
"İstediğim sayfayı açabiliyorum."
"İstediğim sayfayı kapatabiliyorum."
"Çünkü..."
"...ben artık o hikâyenin içinde yaşamıyorum."
Bir anda...
Kitap kül oldu.
Hiçbir iz bırakmadan yok oldu.
Fyora sakince konuşmaya devam etti.
"İşte..."
"...ontolojik fark budur."
"Sen hâlâ yazılabilen bir varlıksın."
"Ben ise..."
"...yazılanı okuyabilen taraftayım."
Toge uzun süre konuşamadı.
İlk kez...
Aralarındaki farkın güç olmadığını anlamıştı.
Bu...
Varoluş farkıydı.
Tam o anda...
Bütün beyaz boşluk hafifçe titreşti.
Fyora başını kaldırdı.
Yüzünde ilk kez ciddi bir ifade oluştu.
"...Bizi izliyor."
Toge etrafına baktı.
"Kim?"
Fyora gözlerini kapattı.
Kısa bir sessizlikten sonra tek bir isim söyledi.
"...Suko."
"O..."
"...beni yarattı."
"...bana bilinç verdi."
"...ve bu ontolojik seviyeye ulaşmama izin verdi."
"Fakat..."
Fyora hafifçe gülümsedi.
"...benim bulunduğum bu gerçeklik bile..."
"...onun için yalnızca ilk basamaktır."
İlk kez...
Toge hiçbir şey söyleyemedi.
Çünkü anladı.
Ne kadar yükselirse yükselsin...
Suko, hâlâ ulaşamadığı bir yerde duruyordu.
