Okul çıkışıydı. Günün gürültüsü dağılmış, sokaklar daha sakinleşmişti.
Suko ve Toge yan yana yürüyordu. Ayak sesleri kaldırımda düzenli bir ritim bırakıyordu.
Bir süre kimse konuşmadı.
Sonra Toge durdu.
"Suko," dedi. "Sen bu gözlükleri niye takıyorsun?"
Suko hiç düşünmeden cevap verdi.
"Çünkü bu gözlükleri takmak tüm paralel evrenlerdeki tüm sonuçları görmemi engelliyor," dedi. "Ve sınırsız boyutu görmemi de engelliyor."
Toge kaşlarını çattı.
"Ne demek o?"
Suko yürümeye devam etti.
"Orası… garip bir yer. Sınırsız boyutu sınırsız kez aşsan bile orada olmak isteyeceğin bir şey değil."
Toge sustu. Ama Suko konuşmayı kesmedi.
"Aslında fark etmez," dedi. "Bu gözlükleri taksam da çıkarsam da… tüm paralel zamanlarda, paralel evrenlerde, geçmişte ve gelecekte tek ben ölüyorum."
Toge'nin adımları yavaşladı.
"Nasıl yani?"
Suko kısa bir bakış attı.
"Çünkü ben tekim."
Sessizlik çöktü.
Suko'nun sesi sakindi ama söyledikleri ağırdı.
"Basitçe anlatırsam," dedi.
"Evrenler = sınırsız.
Boyutlar = sınırsız.
Ben = 1."
Toge tamamen durdu.
Suko devam etti:
"Ben istersem sınırsız boyutu baştan sona sınırsız kez yaratabilirim ve yok edebilirim. Bunu sınırlayan hiçbir şey yok."
Kısa bir duraksama.
"Sınırsızlığımı aşmak için sınırsız boyutu sınırsız kez aşıp bir daha aşman lazım… ya da lanetli yeminlerle aşman gerekir."
Rüzgâr hafifçe esti.
"Benim potansiyelim sınırsız değil," dedi Suko. "Gücüm… zaten sınırsızı aşarak mutlak sınırsıza gidiyor."
Bir an durdu.
"Zaten istesem… tüm sınırsızlığı ve hiçliği kaldırırım."
Toge'nin yüzü iyice gerildi.
Suko sakince ekledi:
"Zaten sınırsızlıktaki bazı yeteneklerim… sınırsız boyutu yok ediyor."
Toge'nin bakışları değişti.
"Bu…" dedi ama devam edemedi.
Suko omuz silkti.
"Eğer biri beni öldürmeye çalışırsa," dedi sakin bir şekilde, "o şeyin gücü elinden alınır."
Toge yutkundu.
Suko'nun sesi hâlâ aynıydı:
"Geçen dediğim gibi… beni yok etmeyi hayal eden bir şey olursa, ne kadar güçlü olursa olsun gücü yok olur. Geri de gelmez."
Sessizlik.
Toge bir süre konuşamadı.
Sonunda sadece şunu diyebildi:
"Bunu… nasıl bu kadar hızlı söyledin?"
Suko hafifçe baktı.
"Zaten biliyorum."
Ama içinden geçen şey farklıydı.
Zaten her şeyi biliyorum.
Yazarın bile ne yapacağını…
Ben belirliyorum.
Ama bunu söylemedi.
—
Tam o anda…
Hava değişti.
Sokak daraldı.
Işık sanki biraz azaldı.
Toge hemen ciddileşti.
"Bir şey var."
Suko durdu.
İleride, karanlık bir köşede bir varlık duruyordu.
Şekli net değildi.
Ama bakıyordu.
Sonra—
Bir anda üzerlerine atladı.
Toge hareket etti.
Ama Suko sadece baktı.
Varlık… durdu.
Havada.
Sanki görünmeyen bir şey tarafından tutuluyordu.
Çırpındı.
Ama ilerleyemedi.
Suko başını hafifçe eğdi.
"Yok."
Tek kelimeydi.
Ama yeterliydi.
Varlık bir anda çözüldü.
Parçalandı.
Hiç var olmamış gibi.
Sessizlik geri geldi.
Toge derin nefes aldı.
"Bu…" dedi.
Ama yine devam edemedi.
Suko yürümeye başladı.
"Abartma."
Toge yanına yetişti.
"Bu normal değil."
Suko kısa bir bakış attı.
"Normal diye bir şey yok."
Güneş batıyordu.
Gölgeler uzuyordu.
İkisi yürümeye devam etti.
Ama artık Toge'nin aklında tek bir şey vardı:
Suko'nun söyledikleri…
Ve onların ne kadar gerçek olduğu.
Suko ise gözlüğünü hafifçe düzeltti.
Yüzü sakindi.
Çünkü onun için…
Bunların hiçbiri önemli değildi.
