Suko tavanı izlemeye devam etti.
Gözleri açıktı ama odaklı değildi. Tavanın üzerindeki küçük çatlaklar, boyanın hafif dalgalanmaları… hepsi oradaydı. Ama "detay" olarak değil. Sadece… varlıklarının bir izi gibi.
Bir süre sonra gözlerini kapattı.
Uyumak için değil.
Sadece kapattı.
Dışarıdan gelen sesler yine değişmişti. Bu sefer daha uzaktan geliyordu. Sanki sokak biraz daha uzaklaşmış, hayat biraz daha geri çekilmişti.
Ama bu da önemli değildi.
Suko yavaşça nefes aldı.
Sonra verdi.
Nefes alış verişi bile bir ritim oluşturmuyordu. Çünkü ritim… tekrar gerektirir. Tekrar ise bir düzen ister.
Ve düzen… burada gerekli değildi.
Bir süre sonra kapı hafifçe aralandı.
Annesi içeri baktı.
Suko'nun uyuyup uyumadığını anlamaya çalıştı. Bir şey söylemedi. Sadece birkaç saniye durdu.
Sonra kapıyı tekrar kapattı.
Ayak sesleri uzaklaştı.
Suko gözlerini açmadı.
Ama farkındaydı.
Bu farkındalık da bir tepki değildi. Sadece… o anın içinde eksik olmayan bir şeydi.
Yavaşça yana döndü.
Yastık biraz kaydı.
Çarşaf kırıştı.
Küçük, önemsiz hareketlerdi.
Ama bu önemsizlik… tam olması gerektiği gibiydi.
Bir süre sonra sıkıldı.
Ama bu "sıkılma" bile tam olarak sıkılma değildi. Daha çok… hiçbir şeyin dikkatini tutmaması gibiydi.
Elini uzattı.
Telefonu aldı.
Ekranı açtı.
Boş boş kaydırdı.
Videolar, fotoğraflar, mesajlar…
Hiçbiri ilgisini çekmedi.
Birini açtı.
İki saniye baktı.
Kapattı.
Telefonu yatağın yanına bıraktı.
Başını tavana çevirdi tekrar.
"Okula gitseydim ne olurdu ki…" diye mırıldandı.
Cevap beklemedi.
Çünkü cevabın bir şeyi değiştireceğini düşünmüyordu.
Bir süre sonra ayağa kalktı.
Bu sefer daha isteksizdi.
Mutfağa tekrar gitti.
Dolabı açtı.
İçine baktı.
Hiçbir şey canı çekmedi.
Bir su aldı.
İçti.
Soğuktu.
Ama bu soğukluk bile sadece bir his olarak gelip geçti.
Bardağı lavaboya bıraktı.
Yıkamadı.
Umursamadı.
Salona geçti.
Koltukta uzandı.
Televizyonu açtı.
Rastgele bir kanal çıktı.
Birileri konuşuyordu.
Ne hakkında olduğu belli değildi.
Suko izledi.
Ama takip etmedi.
Sadece ses vardı.
Görüntü vardı.
Ve o… oradaydı.
Zaman geçti.
Ya da geçmedi.
Bir noktada gözleri kapandı.
Bu sefer gerçekten.
Ama bu bir "uykuya geçiş" gibi değildi.
Daha çok… zaten yarı kapalı olan bir şeyin tamamen kapanması gibiydi.
Dışarıda gün yavaş yavaş akşama dönüyordu.
Işık azaldı.
Sesler değişti.
Hayat kendi halinde ilerledi.
Suko koltukta uyuyakaldı.
Ne büyük bir şey oldu.
Ne de hiçbir şey olmadı.
Sadece… bir gün daha geçti.
Ve bu bile…
Anlatılmaya değecek kadar önemli değildi.
