Otobüs, okulun önünde sıraya dizilmişti.
Herkes bagajını üst üste istifliyordu.
Akira, çantasını omzuna attı.
Kaito'nun anahtarlığı, fermuarın ucunda sallanıyordu.
"Burada otur," dedi Kaito, pencere kenarını işaret ederek.
Akira oturdu.
Yui, onun yanına geçti.
Reon, arka sıraya, tek başına oturmayı seçti.
Kimse buna şaşırmadı.
Otobüs hareket ettiğinde, Kaito ayağa kalkıp bağırdı.
"Gezi başladı!"
Öğretmen onu oturttu.
Sınıf güldü.
Akira da güldü, pencereye yaslanarak.
Yol uzundu.
Yui, bir süre sonra uyuyakaldı, başı Akira'nın omzuna düştü.
Akira kıpırdamadı.
Kaito, bunu görünce sırıttı ama bir şey demedi.
Reon, arkada, kulaklığını takmış, dışarı bakıyordu.
Bir ara, Akira dönüp ona baktı.
Reon'un yüzünde, her zamanki kararlılık vardı.
Ama gözleri, bir şeyi arıyormuş gibi duruyordu.
Neyi aradığını Akira bilmiyordu.
Öğleden sonra, otobüs durdu.
"Mola," dedi öğretmen.
Herkes indi, gerindi.
Kaito, bir büfeden dört dondurma aldı, hiç sormadan.
"Sen hep böyle mi cömertsin?" diye sordu Yui.
"Sadece size."
Akira, dondurmasını yerken, uzaktaki dağlara baktı.
Hedefleri oradaydı.
Henüz çok uzaktı.
Ama yaklaşıyorlardı.
"Neye bakıyorsun?" diye sordu Yui.
"Hiç. Sadece güzel."
Reon, biraz ötede, tek başına duruyordu.
Elindeki dondurmayı yemeden tutuyordu.
Gözleri, dağlara değil, daha da öteye bakıyordu.
Bir şey hissediyordu.
Ne olduğunu kendi de bilmiyordu.
Otobüse geri bindiklerinde, güneş alçalmaya başlamıştı.
Akira, Kaito'ya döndü.
"Yarın oraya varırız, değil mi?"
"Sanırım."
Akira, pencereye yaslandı.
Gözlerini kapattı.
Yarının ne getireceğini bilmiyordu.
