Cherreads

Chapter 15 - Bölüm 12: Yasak Diriliş

Auren, göğsünü parçalayarak ciğerlerine dolan o ilk nefesle birlikte taş masanın üzerinde aniden doğruldu.

Gözleri fal taşı gibi açılmıştı ama her şey bulanıktı. Kulaklarında uğuldayan tek ses, kendi düzensiz ve panik dolu kalp atışlarıydı. Zihni, karanlığın içinden çekilip çıkarıldığı o şiddetli sarsıntının etkisindeydi henüz. Ve sonra… o anı zihnine bir şimşek gibi düştü.

Darven'in soğuk fısıltısı. Çeliğin etini yarıp geçtiği o korkunç, ıslak ses. Ağzından fışkıran kan ve ablasının çığlığı...

Auren'in nefesi boğazında düğümlendi. Dehşet içinde, titreyen iki eliyle hızla göğsüne kapandı. Parmakları kan aradı, parçalanmış kıyafetinin altında o büyük, ölümcül deliği bulmayı bekledi. Ama hiçbir şey yoktu. Teni pürüzsüzdü, sadece göğüs kafesinin tam ortasında, az önce yeşil ışığın nüfuz ettiği yerde hafif, sıcak bir sızı vardı.

"Nasıl..." diye hırıldadı boğuk bir sesle. Kendini geriye doğru çekti, sırtı masanın soğuk köşesine değene kadar süründü.

Gözlerindeki bulanıklık yavaş yavaş dağılırken, etrafında dikilen silüetleri fark etti. Dört yabancı… ve hemen başucunda, dik duruşuyla odayı dolduran, sarsılmaz bir figür.

Auren başını kaldırdı ve onu gördü.

Rüzgâr olmamasına rağmen hafifçe dalgalanıyormuş gibi duran zehir yeşili saçlar… Kusursuz, solgun bir ten… Ve yüzünün üst kısmını tamamen kapatan, siyah üzerine yeşil rünlerle işlenmiş o kalın göz bandı. Kadın ona bakmıyordu, fiziksel olarak gözleri kapalıydı ama Auren, onun tüm benliğiyle kendisini izlediğini iliklerine kadar hissedebiliyordu.

Auren'in küçük bedeni yaprak gibi titriyordu. Yaşadığı o cehennemden sonra gözünü açtığı bu yer, bu tuhaf insanlar… Her şey çok fazlaydı. Gözyaşları yanaklarından süzülürken sırtını taş masaya iyice yapıştırdı.

"Siz… siz kimsiniz?" Sesi kırık ve incecik çıkmıştı. "Burası neresi? Luxaris… Luxaris zindanında mıyım? Lütfen… canımı yakmayın!"

Odanın köşesinde dikilen Nythar, çocuğun bu çaresiz hâli karşısında üzüntüyle dudaklarını büktü. Tam bir adım öne atılıp onu rahatlatacak bir şeyler söyleyecekken, Yuria tek bir el işaretiyle onu durdurdu.

Yuria, çocuğun seviyesine inmek için yavaşça eğildi. Göz bandının ardındaki yüzü tamamen ifadesizdi ama ses tonu, bir komutanın askerlerine verdiği güven kadar net ve sarsılmazdı. Auren'in o an şefkate değil, delirmemek için sağlam bir zemine ihtiyacı vardı.

"Korkmana gerek yok, çocuk," dedi Yuria. "Luxaris'in köpekleri buraya asla adım atamaz. Burası benim alanım.Benim adım Yuria."

Auren yutkundu. İsmi daha önce hiç duymamıştı. Zaten zihninde dönüp duran tek bir isim vardı.

"A-ablam…" Auren'in gözleri etrafı çılgınca taradı. Odanın loş köşelerine, kapıda duran üçlüye, köşedeki adama baktı. Bulamayınca nefesi tekrar hızlandı. "Lysera nerede?! O… o askerlerin arasındaydı! Darven bana kılıcı sapladığında ablam bağırıyordu! O nerede?!"

Yuria, doğruldu ve ellerini cübbesinin önünde sakince birleştirdi. Yalan söylemek onun doğasında yoktu; acımasız da olsa gerçekleri söylemeyi seçerdi.

"Ben o ormana vardığımda... sadece çamur, küller ve senin cansız bedenin vardı," dedi Yuria, sesi hiçbir duygu barındırmayacak kadar düzdü. "Sira ve Thalos'un cesetleri orada değildi. Luxaris köpekleri, o ikisini birer ganimet gibi yanlarında sürükleyerek götürmüşlerdi. Onlar için yapabileceğim hiçbir şey kalmamıştı."

Auren bu sözleri duyduğunda bağırmadı. Çığlık atmadı. Yuria'nın sesindeki o kesinlik, çocuğun içindeki son umut kırıntısını da ezip geçmişti. Sira ölmüştü. Thalos ölmüştü. Bedenleri bile düşmanın elindeydi. Dizlerini göğsüne doğru çekti, kollarını bacaklarına sıkıca sardı ve başını eğdi. Sadece omuzları sarsılıyor, taş masanın üzerine düşen gözyaşları sessiz hıçkırıklara karışıyordu. Küçücük bir çocuğun taşıyabileceğinden çok daha ağır bir yastı bu.

Odanın köşesindeki Nythar yutkundu, başını öne eğdi. Kapıda bekleyen Lavinia bile bu sessiz acı karşısında gözlerini kaçırmak zorunda kalmıştı.

Yuria ise çocuğun ağlamasını bölmedi. Sadece hafifçe başını yana eğdi, göz bandının ardındaki zihni ormandaki o karmaşık aura izlerini yeniden tarıyordu.

"Ablan mı?" diye sordu Yuria bir süre sonra. Sesinde hafif bir merak kırıntısı vardı. "Ormanda... Sira ve Thalos'un kan kokusu dışında bir şey daha hissetmiştim. Luxaris askerlerinin o iğrenç kokusundan bahsetmiyorum. Orada uyanan çok eski, tanıdık bir gücün kokusu vardı ama bir abladan ya da hayatta kalan başka bir çocuktan geriye kalan hiçbir iz yoktu. Senin bir ablan mı vardı?"

Auren, ıslak yanaklarını elinin tersiyle silerek başını kaldırdı. Gözleri kızarmıştı.

"İ-iki ablam var..." diye fısıldadı burnunu çekerek. "Biri hep yatağındaydı, yanına hiç girmezdik... Sira evimiz yıkıldığında onu sırtında taşıyordu. Diğeri... Lysera. O benim yanımdaydı. Ormanda koşuyorduk. Beni korumaya çalıştı! Ama Luxaris askerleri onu yakaladı. Darven... Darven bana kılıcı sapladığında Lysera onların elindeydi. Çırpınıyordu... Onu da götürdüler!"

Yuria'nın dudakları görünmez bir çizgi hâlini aldı. Zihnindeki yapboz parçaları hızla yerlerine oturuyordu. Sira'nın taşıdığı o "yatalak abla", ormanda hissettiği o uyanan kadim varlıktı: Devranna. Luxaris'in eline geçen diğer kız ise sıradan bir insandı ama bu çocuğun dünyadaki tek bağıydı.

"Demek onu canlı aldılar," dedi Yuria, daha çok kendi kendine konuşur gibiydi. "Luxaris sıradan bir çocuğu canlı ele geçirmek için uğraşmaz. Darven gibi bir komutanın onu sağ bırakmasının tek bir nedeni olabilir... İradesini kırıp bir silaha dönüştürmek ya da sana ve ailene karşı bir yem olarak kullanmak."

Yuria'nın sözleri, Auren'in karanlık zihninde küçük ama çaresiz bir kıvılcım çaktırdı. Ablası ellerindeydi. Sira ve Thalos yoktu. Ama bir kişi daha vardı!

Auren'in yaşlı gözlerinde aniden cılız bir umut parladı. Taştan masanın kenarını sıkan küçük elleri titredi.

"A-abim var!" dedi Auren, sesi bir anda heyecan ve çaresizlikle yükselerek. "Kaelrin! Abim başkente gitti... Luxaris Muhafızları'na katılmak için seçilmişti. Onu bizzat Darven çağırdı! O çok güçlüdür... Eğer başkente gidersek, abimi bulursak bize yardım eder! Lysera'nın ellerinde olduğunu öğrenirse onları asla affetmez!"

Odanın köşesinde oturan Nythar, duyduğu bu sözler karşısında yüzünü buruşturarak gözlerini yere indirdi. Kapıdaki Aelrindel ise elindeki bastonu hafifçe sıkarak sessizce iç çekti. Bu saf, çocukça umut, odadaki tecrübeli savaşçıların kalbinde sadece derin bir acıma hissi uyandırmıştı.

Yuria'nın yüzündeki o soğuk, sarsılmaz ifade ise hiç değişmedi. Göz bandının ardındaki başını hafifçe Auren'e doğru eğdi.

"Abinin..." dedi Yuria, sesi bir kılıç kadar keskin ve gerçekti. "Artık gerçekten abin olacağından emin misin, çocuk?"

Auren'in hevesle aralanan dudakları titredi. Zümrüt yeşili gözlerindeki o anlık umut, yerini derin bir kafa karışıklığına bıraktı. "N-ne demek istiyorsunuz? O benim abim. Bizi çok sever. Sira'yı, Thalos'u, bizi... Asla bırakmaz."

Yuria, kollarını göğsünde kavuşturdu.

"Luxaris'in en iyi yaptığı şeylerden biri kılıç sallamak değildir, onlar asıl gerçekliği katletmekte ustadırlar," dedi Yuria, her kelimesinin ağırlığı çocuğun omuzlarına bir dağ gibi çökerken. "Olayları istedikleri gibi göstermek, kendi cinayetlerini başkalarının suçuymuş gibi anlatmak onların temel stratejisidir. Yüz elli yıl önce dünyayı böyle ele geçirdiler."

Yuria bir adım daha yaklaştı.

"Seni öldüren, aileni yok eden ve ablanı kaçıran o komutanın, abini kendi ordusuna bizzat davet ettiğini söylüyorsun. Sence ona başkente vardığında, 'Aileni kendi ellerimizle katlettik' mi diyecekler? Yoksa suçu evinizde yıllarca saklanan Sira ve Thalos'a, ya da uydurma isyancılara atıp, intikam hırsıyla yanan abini kendi ordularına sadık bir köpek mi yapacaklar? Kim bilir ona neler anlatacaklar..."

Auren'in nefesi kesildi. Kanı damarlarında buz tutmuş gibiydi.

Yuria'nın bu acımasız mantığı, Auren'in zihninde kapalı kalmış korkunç bir kapıyı şiddetle araladı. Ormandaki o an... Göğsüne giren soğuk çelikten saniyeler önce, Darven Solmar'ın dizleri altında ezilirken adamın kulağına fısıldadığı o zehirli sözler bir şimşek gibi zihnine düştü.

"Düşünsene… abin Kaelrin bizden biri olacak. Luxaris'in sadık bir köpeğine dönüşecek ve siz hakkında bildiği tek gerçek, bölgede iki hain Kıdemli hizmetkarı tarafından öldürüldüğünüz gerçeği olacak..."

"Abin Kaelrin'e selam söyleyemeyeceksin belki… ama senin ölümün, onun sadakatini perçinleyen çimento olacak."

"H-hayır..." diye hırıldadı Auren. Elleri titreyerek kulaklarını kapattı, sanki Darven'in kafasının içindeki o yankılanan sesini susturmak ister gibiydi. "Bana... bana bunu söylemişti. Darven söylemişti! Abime Sira ve Thalos'un hain olduğunu söyleyecekler! Benim ölümümü kullanarak abimi onlardan yapacaklar!"

Auren'in hıçkırıkları yerini boğuk bir çığlığa bıraktı. Abisi hayattaydı ama artık düşmanın elinde, düşmanın silahıydı. Ablası işkence görüyor, ailesi saydığı insanlar ölmüştü. Dünyada yapayalnızdı.

Yuria, çocuğun kulaklarını kapatıp titreyen bedenine yukarıdan baktı. Bu acı vericiydi ama gerekliydi. Gözlerindeki illüzyonların tamamen yıkılması gerekiyordu.

"Peki şimdi ne yapacaksın?" diye sordu Yuria, sesi odanın sessizliğini bıçak gibi keserek. "Amacın ne?"

Auren yavaşça ellerini kulaklarından çekti. Gözyaşları yanaklarından süzülürken başını iki yana salladı. "Bilmiyorum..." diye fısıldadı çaresizce. "Hiçbir şey bilmiyorum."

Yuria ona yukarıdan bakmaya devam etti. "Adın ne senin, çocuk?"

"Auren..." dedi titrek bir sesle.

Yuria kollarını göğsünde çözdü ve yavaşça kapıya doğru döndü. "Ben sana yardım edemem, çocuk," dedi dümdüz bir sesle. "Bu dünyada artık Tanrıların bile başa çıkamayacağı kişiler var. Ben sadece olması gerekenden fazla yaşamış bir ruhum benden yardım bekleme."

Kapıya doğru yavaş ve asil adımlarla ilerledi. Tam odadan çıkmadan önce durdu, başını hafifçe omzunun üzerinden çocuğa doğru çevirdi.

"Ama gidecek bir yerin yoksa, burada kalabilirsin," dedi Yuria, sesi loş odada yankılanırken. "Diğerlerine merak ettiğin, istediğin ne varsa sorabilirsin. Doğru olduğunu düşündüğün şeyi yap. Eğer abin ile ablanı gerçekten görmek istiyorsan... güçlen."

Yuria başka bir şey söylemeden kapıdan dışarı süzüldü.

Kapıda bekleyen Aelrindel, içerideki diğerlerine kısa bir bakış atıp hemen Leydisinin peşinden koridora çıktı. Malikanenin sessiz koridorunda Yuria'nın yanına yaklaşarak hafifçe başını eğdi.

"Leydim..." dedi Aelrindel, sesinde derin bir merak ve saygı vardı. "Bu çocukla ne yapmak istiyorsunuz?"

Yuria adımlarını yavaşlatmadan ileriye, karanlığa doğru bakmaya devam etti. Sesinde asırlar sonra ilk defa, çok gizli, ince bir şefkat kırıntısı hissediliyordu.

"O çocuğa rehberlik et, Aelrindel," dedi Yuria. "Ona akıl hocası ol. İçindeki o karanlık ruh geri gelirse, o karanlığın çekip gitmesi için ona bir sebep ol. Her şeyi yaşasın, her şeyi görsün ama unutma..." Yuria kısa bir an duraksadı. "O şuan sadece bir çocuk."

More Chapters