Cherreads

Chapter 5 - BÖLÜM 4 — ÇATLAKLAR

Ogmios, imparatorların bekletmeyi bir dil olarak kullandığını bilirdi. Rhaellion onu tam kırk dakika bekletti.

Kule Üstadı bu sürede kabul salonunun penceresinden şehri izledi ve saydı. Alışkanlıktı; zihni, boş kaldığı her an envanter çıkarırdı. Limandan yükselen direk sayısı geçen aya göre azalmıştı. Tahıl ambarlarının önünde bekleyen kağnı dizisi uzamıştı; demek satılamayan hasat hâlâ yığılıyordu. Ve Güneş Tapınağı'nın sabah çanı, kural üç kez olmasına rağmen yalnızca iki kez çalmıştı. Küçük şeyler. Ama imparatorluklar büyük darbelerle değil, küçük şeylerin toplamıyla çökerdi ve Ogmios bu toplamı herkesten iyi tutuyordu.

Kapı açıldı. Rhaellion içeri girdiğinde üzerinde tören kaftanı değil, sabah taliminin sade tuniği vardı. Ogmios eğildi; tam gerektiği kadar, ne eksik ne fazla. İmparatorun resmi kıyafetiyle gelmemesi Ogmios için bir mesaj niteliğindeydi.

"Majesteleri."

"Kule Üstadı." İmparator masaya oturmadı, ayakta kaldı. Bu da bir mesajdı. "Şafaktan önce gelen birinin, ya acil bir korkusu ya da çok istediği bir şey vardır. Sen hangisisin?"

"Hiçbiri, majesteleri. Yalnızca uykusuzum." Ogmios koltuğunun altındaki deri dosyayı masaya bıraktı ve açtı. "Verren'den sağ çıkan olmadı, doğru. Ama Verren'e giden bir kervancı, saldırıdan bir gün önce köyde konaklamış. Batıdan kaçarken gördüklerini anlatıyor. Adamlarım ifadesini dün gece aldı."

Rhaellion dosyadaki parşömeni kaldırdı ve okudu. Ogmios, imparatorun gözlerinin hangi satırda duracağını biliyordu, çünkü o satırı dosyanın ortasına kendi elleriyle yerleştirmişti.

Ordunun önünde yürüyen adamın saçları kar beyazıydı. Gözleri ise, tanrılar şahidim, ametist gibi mordu.

İmparatorun yüzü değişmedi. Ama parşömeni tutan eli, okumayı bitirdikten sonra bir nefes fazla havada kaldı. Ogmios bunu kaydetti. Biliyor. Elbette biliyor.

"Söylentiler abartır," dedi Rhaellion sonunda. Parşömeni dosyaya geri bıraktı. "Korkmuş bir kervancı, karanlıkta her rengi görür."

"Elbette, majesteleri. Ben de aynısını düşündüm." Ogmios dosyayı kapattı. "Bu yüzden ifadeyi mühürlettim ve kâtiplerin eline geçmeden imha ettirdim. Bu bilgi yanlış ellerde tehlikeli olabilir ve bazı kelimeler, sızdıklarında geri alınamaz."

İkisi bir süre sessiz kaldı. İki adam da aynı kelimeyi düşünüyordu ve iki adam da onu söylemedi. Söylenmeyen kelime, odada üçüncü bir kişi gibi durdu.

"Kâhyam bir çözümün olduğunu söyledi," dedi imparator. "Nedir bu çözümün?"

"Çözümüm meclis içindi, majesteleri." Ogmios başını hafifçe eğdi. "Kusuruma bakmayın ama bu çözümün değeri, duyulma biçiminde. Size özel odada sunarsam bir öneri olur. Meclisin önünde sunarsam..." Bir an durdu. "Bir umut olur. Ve şu an imparatorluğun orduya değil, umuda ihtiyacı var."

Rhaellion ona uzun süre baktı. Ogmios bakışın altında kımıldamadı; bu bakışı yıllardır tanıyordu, bir adamın güvenmediği bir aleti tartarken kullandığı bakıştı ve Ogmios buna alınmazdı. Aletler alınmaz.

"Öğlen," dedi imparator ve kapıya yürüdü. "Meclise toplanma emri vereceğim."

Büyük Meclis Salonu'nun kubbesine, imparatorluğun kuruluşu işlenmişti; Arturio Galland, Helios surlarının önünde, kılıcı göğe kalkık. Ogmios sütunların yanındaki yerinden kubbeyi izledi ve her zamanki düşünce yine geldi. Ressam surları yanlış çizmiş. Doğu burcu o yüzyılda henüz yoktu. Kimse fark etmezdi. İnsanlar kendi kuruluş efsanelerine bakmayı severdi, görmeyi değil.

Salon doluydu ve gürültülüydü. Yirmi büyük hanenin temsilcileri, hazine lordu, ordu komutanları, Solaris'in yaşlı elçisi ve taşra asilzadelerinin kalabalığı; hepsi aynı anda konuşuyor, hiçbiri dinlemiyordu. Ogmios dinliyordu. Dinlemek onun işiydi.

Hazine lordu kürsüdeydi ve sesi çatallanmıştı. "...ambarlar dolu, lordlarım, evet, dolu! Ama dolu ambar boş kasa demektir! Anvil gemileri Parna'da üçüncü konvoyu da çevirdi. Güney pazarları kapandı. Tahıl elimizde çürüyor ve lejyonların maaş günü her ay yeniden geliyor. Bir milyon askere çürümüş buğdayla maaş ödeyemem!"

"O zaman askerleri batıya sür de maaşlarını hak etsinler!" Kisabra sınırından toprakları olan şişman bir kont ayağa fırlamıştı. "Verren düştü! Sırada kim var? Benim topraklarım mı? Oliar'ın arkasında ne var sanıyorsunuz, lordlarım? Biz varız!"

"Oliar dayanıyor," dedi ordudan yaşlı bir general, ama sesinde kendisinin bile inanmadığı bir yorgunluk vardı.

"Verren de dayanıyordu!"

Salon yeniden gürledi. Ogmios, gürültünün içinde tek tek yüzleri okudu ve zihnindeki defterlere işledi. Kont korkuyor; toprağı cephenin yolunda. General yorgun; iki savaş görmüş, üçüncüyü kaldıramaz. Hazine lordu dürüst; en tehlikeli tür. Solaris elçisi tek kelime etmedi; Solaris artık dinlemiyor bile. Her adamın bir fiyatı, her korkunun bir kullanımı vardı. Salon, Ogmios'un gözünde bir meclis değil, akort edilmeyi bekleyen bir çalgıydı.

Ve tahtın üstünde Rhaellion oturuyordu; sessiz, granitten oyulmuş gibi. İmparator konuşmuyordu çünkü söyleyecek şeyi olmadığında konuşmayan son adamdı bu salonda. Ogmios bunu takdir ederdi. Rhaellion'u küçümsemek, bu oyundaki en ölümcül hata olurdu ve Ogmios hata yapmazdı.

Kont hâlâ bağırıyordu. "...ve halk konuşuyor, lordlarım! Batıdan gelen her mülteci kervanı bir söylenti kervanı! Pazar yerlerinde ne anlatılıyor biliyor musunuz? İblis diyorlar! Büyüleri sökülen, okları eriyen bir iblis! Askerlerim daha savaşmadan korkuyor!"

İşte, diye düşündü Ogmios. Kapı açıldı.

Ayağa kalktı.

Kule Üstadı'nın ayağa kalkması, salonda bağıran yirmi adamın susması demekti. Bu sessizliği kazanmak yıllarını almıştı ve Ogmios onu asla israf etmezdi. Kürsüye yürümedi; olduğu yerden konuştu, alçak sesle, çünkü alçak ses insanları eğilmeye ve dinlemeye zorlardı.

"Sayın kont haklı," dedi. "Ve sayın hazine lordu da haklı. Ve mareşal de." Salonu yavaşça süzdü. "Hepiniz haklısınız ve işte felaket tam olarak budur. Çünkü hepinizin haklı olduğu bir sorun, ordularla çözülmez. Batıya bir lejyon daha göndermek, kanayan bir yaraya altın sarmaktır. Sorun askerlerimizin sayısı değil, lordlarım. Sorun, halkın artık neye inandığı."

"İnanç karın doyurmaz, Üstat," dedi hazine lordu.

"Doyurur." Ogmios ona döndü. "İnanç tek doyurandır. Asker maaş için ölmez, inandığı için ölür. Köylü, hasadını koruyacağımıza inandığı sürece eker. Kont hazretlerinin askerleri iblisten korkmuyor; imparatorluğun o iblisi durduramayacağından korkuyor. Ve korkunun tek ilacı..." Bir an durdu ve durak, salonun nefesini tuttu. "...umuttur."

"Ve sen bize umut mu satacaksın, büyücü?" Arka sıralardan genç bir asilzade güldü. "Kulende umut mu damıtıyorsun?"

Salonda birkaç kişi güldü. Ogmios da gülümsedi; sabırlı, neredeyse şefkatli bir gülümseme. Bu çocuğun babası bana borçlu. Sesi bu kadar yüksek olmamalı. Not edildi.

"Hayır, delikanlı. Umut damıtılmaz." Gülümsemesi kayboldu. "Umut hatırlatılır. Ve bu imparatorluğun hatırlaması gereken bir şey var. Bin dört yüz yıl önce bu kıta bugünkünden bin kat karanlık bir çağdayken, insanlık yok oluşun eşiğindeyken, bu şehri kuran kılıç kimin kılıcıydı? Kubbeye bakın, lordlarım."

Yirmi çift göz, istemsizce yukarı, Arturio'nun freskine kalktı.

"Daha yukarı," dedi Ogmios. "Arturio bu imparatorluğu kurdu, evet. Ama Arturio'nun kurduğu şehri, ondan bin yıl önce kim kurdu? Kimin adına ilk taş kondu? Efsaneyi hepiniz bilirsiniz. Ninelerinizden dinlediniz. Başka bir dünyadan çağrılan, güneşin şehrini kuran, insanlığı karanlıktan çıkaran..." Kelimeyi salona bıraktı ve salon, kelimeyi kendisi söyledi. Fısıltı, sıralar boyunca bir dalga gibi yayıldı.

Kahraman.

"Masal," dedi General, ama sesi emin değildi.

"Belki." Ogmios omuz silkti. "Ama kule arşivlerinde o masalın ritüeli hâlâ duruyor, general. Bin yıldır hiçbir kule denemeye cesaret edemedi, çünkü bedeli ağır ve başarısı..." dürüst bir duraksama yaptı, "...kesin değil. Ben bu bedeli kuleme yüklemeye hazırım. Başarırsak, bu imparatorluğun surlarında efsanelerin kanından biri durur ve batıdaki iblisin söylentisini, kahramanın söylentisi boğar. Başaramazsak..." Salonu son kez süzdü. "...halk, imparatorluğunun kendisi için her şeyi denediğini görür. İki sonuç da bize kazandırır, lordlarım. Ve şu an bu salonda, iki ucu da kazanan başka tek bir öneri yok."

Sessizlik uzadı. Sonra Kisabralı kont yavaşça oturdu ve hazine lordu kâğıtlarına baktı ve genç asilzade sesini çıkarmadı. Ogmios beklemeden tahta döndü ve eğildi.

"Karar elbette majestelerinindir."

Rhaellion'un gri gözleri onu tarttı. Salonun tamamı imparatora dönmüştü ve Ogmios, o bakışların ağırlığının tahtta oturan adamı nereye iteceğini biliyordu; çünkü o ağırlığı bu salona kendi elleriyle taşımıştı.

"Kule bu bedeli taşıyacak," dedi imparator sonunda. Sesi taş gibiydi. "Ve Üstat ise, başarısızlığın bedelini." Ayağa kalktı. "Ritüeli hazırla."

Salon bir anda ayağa kalktı ve eğildi. Uğultu, kapılardan koridorlara taştı; akşama bütün şehir konuşuyor olacaktı ve üç güne bütün eyaletler. Ogmios başı eğik, gözleri yerde, kımıldamadan durdu ve kimsenin göremeyeceği o kısacık anda kendine bir gülümseme izin verdi.

Umut, kuru ottur. İyi yanar.

More Chapters