Arda, İstanbul Teknik Üniversitesi'ndeki son senesinde, hayalleriyle faturaları arasında sıkışmış bir mimarlık öğrencisiydi. O sabah uyandığında her şeyin değişeceğini biliyordu; çünkü sol elini komodinin üzerindeki boş su bardağına uzattığında, bardak bir "pıt" sesiyle yok olmuş ve zihninin bir köşesinde, 3x3'lük bir boşlukta minyatür bir simge olarak belirmişti.
İlk birkaç gün dışarı çıkmadı. Gücünü anlamaya çalıştı. Bu bir oyun değildi; ama kurallar tanıdıktı. Elini dokunduğu eşyaları "toplayabiliyordu". Ancak bunun bir bedeli vardı: Fizik kuralları hala geçerliydi. Bir beton bloğu envanterine aldığında, o bloğun ağırlığını kolunda hissetmiyordu ama envanterindeki her eşya ciddi bir zihinsel enerji tüketiyordu.
"Eğer bu güç bende varsa," diye düşündü, "başkalarında da olabilir mi? Ya da birileri bunu fark ederse ne olur?"
Arda, bu gücü paraya ve bağlantıya dönüştürmesi gerektiğini biliyordu. İlk durağı, İkitelli Organize Sanayi Bölgesi'nde babasından kalma küçük bir hurdalığı işleten eski aile dostları Selim Abi oldu.
Selim, Arda'nın çocukluğunu bilirdi. Arda ona gidip, "Abi, senin şu atık demirleri ve inşaat molozlarını temizleyebilirim, hem de hiç nakliye parası istemeden," dediğinde Selim sadece güldü. Ama Arda, gözlerinin önünde bir tonluk hurda yığınını tek bir dokunuşla yok ettiğinde Selim'in elindeki çay bardağı yere düşüp paramparça oldu.
"Arda... Bu ne?"
"Bu bir teknoloji abi. Henüz prototip. Ama seninle bir anlaşma yapmamız lazım. Sen bana ham madde bulacaksın, ben de onları işlenmiş, saf metale dönüştüreceğim. Ama kimse bilmeyecek."
Arda, Minecraft'taki gibi "Crafting Table" (Çalışma Masası) mekaniğini kullanarak, hurda demirleri %100 saf çelik külçelerine dönüştürmeye başladı. Ancak modern dünyada saf çelik satmak o kadar kolay değildi. Her malzemenin bir sertifikası, bir faturası ve bir menşei olmalıydı.
Burada devreye Leyla girdi. Leyla, Arda'nın üniversiteden arkadaşıydı ve gümrükleme ile lojistik üzerine bir şirkette staj yapıyordu. Arda, ona yeteneğinin sadece küçük bir kısmını gösterdi: "Çok gelişmiş bir geri dönüşüm yöntemi buldum."
Leyla, bu saf çeliğin piyasa değerini gördüğünde gözleri parladı. "Eğer bu kalitede bir çeliği piyasaya sertifikasız sürersen, mali polis bir haftaya kapına dayanır Arda. Bize bir paravan şirket lazım."
Bölümün sonunda, Arda ve Selim Abi'nin hurdalığına gece yarısı siyah camlı bir SUV yanaşır. Arda'nın ürettiği çeliklerin saflık oranı, bölgedeki büyük bir demir-çelik kartelinin dikkatini çekmiştir. Arda, sadece blok koyup kırmayı değil, bu blokların yarattığı ekonomik savaşı da yönetmek zorunda olduğunu anlar.
