Cherreads

Chapter 3 - 3.Bölüm

Günün geri kalanını malikaneyi gezerek geçirmiştim. Açıkçası bu iyi olmuştu çünkü gerçekten birçok yeri unuttuğumu fark etmiştim. Uzun süre ayakta durduğum için ayak tabanlarım ağrıyordu; bu yüzden akşam yemeğini es geçerek odama gittim.

Kapıyı kapattığımda yorgunluk üzerime çöktü. Tek istediğim bir an önce uyumaktı. Kıyafetlerimi değiştirdikten sonra yeniden aynanın önüne geçtim. Sabahki şoktan dolayı kendime tam olarak bakamamıştım.

Gördüğüm şeyle duraksadım; gözlerimin altında uykusuzluktan kaynaklı hafif morluklar vardı. Giydiğim elbiseler biraz bol geliyordu. Oysa ki ben onları terziye özel olarak diktirirdim. Yavaşça vücudumu süzdüm. Kollarımda bulunan tırnak izleriyle nefesimi tuttum. Ne zaman sinirlensem tırnaklarımı kollarıma geçirirdim.

Bu alışkanlığımdan dolayı vücudumun birçok yerinde izler olurdu ve bunu benden başka kimse bilmezdi. Kırgın bir şekilde gülümsedim. Yaptıklarım gerçekten çok mu gereksizdi? Buna değer miydi? Kıskanmıştım ve bu kıskançlığı nasıl yönelteceğimi bilememiştim.

Son kez gözlerimi vücudumda gezdirdikten sonra yatağa ilerledim. Örtüyü kaldırıp yattım ve üzerimi örttüm. Ah, evet, işte buydu! Kulede ve hapishanede kaldığım zamanlar yattığım o sert, taş gibi olan yatakların yanında, benim büyüyle donatılmış yatağım arasında çok fark vardı.

Aslında on altı yaşında olsam da hangi zaman diliminde olduğumu bilsem ona göre hareket edebilirdim. North Malikanesi'nden ayrılmak ve bağımsız olabilmek için on sekiz yaşında olmam gerekiyordu. Bu yaş, bir leydinin evlenmesi için uygun olan bir yaştı. Tabii Prens Leon ile nişanlı olsam bile bu sadece bir yıl sürmüştü. On sekiz yaşında kuleye gönderilmiştim ve kraliyet ailesi nişanı atmıştı. Bu yüzden evlilik gerçekleşmemişti. Yine de Prens Leon beni arada sırada ziyaret ediyordu.

Düşünceler zihnime hücum ederken yorgun vücudum daha fazla dayanamadı. Gözlerim kapandı ve beni yine karanlığımla baş başa bıraktı.

"Hayır!" bağırarak uyandığımda vücudum titriyordu. Odamın sıcaklığı gayet iyi olsa bile gördüğüm rüya yüzünden kendime gelemiyordum. Rüyamda bu sefer beni asarak değil, kılıçlarla delik deşik ederek öldürüyorlardı. Bunun hayaliyle ürperdim; anlaşılan ne kadar normal davransam da bir süre bu tür rüyaları görecektim.

Hâlâ titremeye devam ederken yataktan kalktım. Bu durumun geçmesi için güzel bir duş almalıydım. Banyoya doğru ilerlerken durdum. Tek başıma bir şeyleri yapmaya alışmıştım ama şu an malikanedeydim. Dükün kızı, bir leydiydim. Hem kendim için bir şeyler yapmak istiyorsam, bunun ilk adımı geçmiş hayatımda beni zor duruma düşüren bu hizmetçilere hadlerini bildirmekti.

Kapıya doğru gittim ve hışımla açtım. Kapının açılma sesini duyan hizmetçiler bana bakarken, gözlerimi teker teker hepsinin üzerinde gezdirdim. Bunlar, onlara verilenlerle yetinmeyi bilmeyen nankör varlıklardı.

"Siz, duşa girmem için hemen suyumu hazırlayın."

Normalde değil onlarla konuşmak, odama bile sokmak istemiyordum ama yanımda birkaç destekçinin olması fena olmazdı. İçlerinden iki kişi odama girince kapıyı kapattım. Onları süzerken yüzleri tanıdık geliyordu. Tabi ya, şimdi hatırlamıştım.

Nasıl unuturdum? Onlar başıma gelen birçok şeyin başlıca nedenleriydi. Beatrice geldikten sonra ikisiyle yakınlaşmıştım. Konuşacak kimsem yoktu, bu yüzden onların varlığı benim için önemliydi. Ama onlara söylediğim her şeyi anneme yetiştirmiş, babamın iletmeleri için verdiği harçlık kesesinden altın çalmışlardı.

Bunu anlamamıştım çünkü parayı umursamıyordum. Annemizin ise planlarımı öğrenmesini garipsememiştim. Her şeyi öğrendiğimde ise zaten birçok şey üzerime kalmıştı. İşleri bitince bana baktılar:

"Suyunuz hazır leydim, başka bir isteğiniz var mı?"

Gülmemek için kendilerini tutarlarken, dedikleriyle su dolu küvete ilerledim. Suyun sıcaklığına bakmak için elimi soktum. Kaynar derecede olan suyla elimi hemen çeksem de çoktan kızarmıştı. Hemen musluktan soğuk suyu açıp üzerine tuttum.

Arkamdaki hizmetçiler duymamı umursamadan gülerken sinirlenmiştim. Yani hâlâ bu şekilde oynamak istiyorlardı. Önceki hayatımda benimle işleri kalmadığında nasıl canavara döndüklerini görmüştüm. Zayıf

vücudum yüzünden onlara karşı koyamıyordum. Bu evde hizmetçilerin sözü bile benim dediklerimden daha güvenilirdi. Kulede kaldığım zamanlar bana bakmaları için görevlendirilmişlerdi ve bu bir felaketti.

Bu evde hizmetçilerin sözü bile benim dediklerimden daha güvenilirdi. Kulede kaldığım zamanlar bana bakmaları için görevlendirilmişlerdi ve bu bir felaketti.

En son annem hizmetçilerin yaptıklarını fark etmiş, onları cezalandırmıştı. Bunu benim için değil, kendi verdiği emirlerin dışına çıktıkları için yapmıştı. Yine de vücudumda birçok izin bulunması onların suçuydu. Ama bu sefer öyle olmasına izin vermeyecektim.

Musluğu kapatıp onlara döndüm. Daha ne olduğunu anlamadan sarışın olanın, yani Mia'nın saçlarından tutarak yüzünü sıcak olan suyun içine soktum. Attığı çığlıklar suyun içinde kaybolurken, diğer hizmetçi korkuyla ellerini ağzına kapatmıştı. Bakışlarımı görünce titredi ve bir süre sonra bayıldı. Mia'yı sudan çekip kıpkırmızı olmuş yüzüne baktım ve gülümsedim.

Mia acıyla hıçkırarak ağlarken ben başyapıtımı izliyordum. Normalde bu zayıflıktaki bir bedenle onunla başa çıkmak zor olurdu ama her şey o kadar ani olmuştu ki tepki vermeye fırsatı olmamıştı. Onu da baygın olan arkadaşının yanına fırlattım. Biri baygın, biri de acılar içindeyken düzgün bir konuşma yapamazdık.

Mia'nın adını bilsem de diğerini bilememiştim, bu yüzden Mia'ya sormuştum. Yavaş yavaş ayılmaya başlayan kişi Lyra'ydı. Bu ikisi annemin sadık hizmetkarlarıydı. Eğer onları kendi tarafıma çekersem daha rahat hareket edebilirdim. Lyra elini başının üzerine koyarak doğruldu. Bakışları önce etrafta gezindi, daha sonra ise bende durdu.

Bir süre geçtikten sonra, bayılmadan önce olan şeyleri hatırlamış olacak ki yanında bulunan Mia'nın omuzlarından tutarak çığlık attı. Mia'nın yüzünde hâlâ kırmızılıklar olsa da ilk haline göre iyiydi. Tek yaptığı şey Lyra uyanana kadar ağlamaktı. Ona tekrar bir şey yapacağımdan korktuğu için ne bulunduğu yerden ayrılmıştı ne de tek kelime etmişti.

"Aman Tanrım! Aman Tanrım Mia, bu halin ne?"

Anlaşılan onu bu kadar kötü bir şekilde görmeyi beklemiyordu. Bu ikisi hep yan yanaydı, kendilerinden başka kimseleri yoktu ve yapışık ikiz gibilerdi. Bu yüzden Mia'nın durumu onu üzmüş olmalıydı.

"Bu kadar yeter. Gerçekten ne kadar saygısız bir hizmetçi; efendisinden özür dilemek yerine ilk önce arkadaşıyla ilgileniyor."

Sinirli ama çaresiz bakışlarla bakarken bir şey yapamayacağının farkındaydı. Benim odamda arkadaşı bu haldeyken tek çaresi yalvarmaktı ama bu zamana kadar ezdiği kişiden özür dilemek fikri zoruna gidiyordu anlaşılan. Yutkundu, dizlerinin üzerine çöktü ve ellerini birleştirirken dolu gözlerini bana sabitledi. Oturduğum yatakta ellerimi arkaya yasladım. Bacak bacak üstüne atarken bu halini zevkle izledim.

"Çok, çok özür dilerim leydim. Mia'nın bir suçu yok, gerçekten suyun sıcaklığını yanlış ayarlayan bendim leydim. Lütfen ne ceza verecekseniz bana verin."

Mecburi bir özür, hem de kendi için değil arkadaşı için... Aslında bu iyiydi; Lyra, Mia'ya göre daha kötüydü. Onu yönlendiren ve aklına giren de oydu. Belki de Mia'yı kendi tarafıma çekersem hem anneme hem de her yere ulaşan faresine darbe indirebilirdim.

"Şimdilik sizi affediyorum ama bundan sonra bir hata daha yaparsanız buna göz yummam."

Hizmetçisini affeden koca yürekli leydi, ne kadar da duygusal! Lyra dediklerimle sinirden ellerini yumruk yaparken Mia minnetle bana bakıyordu. Bir an yüzünü yaktığım için üzülesim gelmişti ama vazgeçtim. Sadece Lyra'ya göre daha az ceza alacaktı, o kadar.

Hâlâ dizlerinin üstünde olan Lyra'nın yanına çöktüm. Kollarından tutarak kaldırırken yüzüme affedici melek maskemi takmıştım; ama korku dolu ifadesini görünce, anlaşılan kötü karakter olmanın getirisi olarak yüzüm melekten çok şeytana benzemiş olmalıydı.

"Şimdi artık bu konuyu hallettiğimize göre banyo suyumu yenileyin ve bu sefer sıcaklığına dikkat edin."

Mia aceleyle dediklerimi yaparken Lyra da yavaşça ona yardım ediyordu. Hor gördüğü kız şimdi ona emir veriyordu. Bu daha iyi günleriydi. Şimdilik sadece su ayarlıyordu, ileride yaşayacaklarından sonra bu zamanların tadını çıkarmalıydı.

Sonunda tekrardan hazırladıkları suyla banyomu yapmıştım. Üstümü giyinirken Mia uğramış, kahvaltı saatinin yaklaştığını söylemişti. Açıkçası hem gördüğüm rüya yüzünden hem de onlarla uğraşmaktan kahvaltıyı tamamen unutmuştum.

Artık öğrendiğim yemek odasına giderken acıktığımı anlamıştım. Akşam hem bir şey yememiştim hem de erken yatmıştım. Bu zayıf bedeni güçlendirmem gerekiyordu, öğünlerimi atlamamalıydım. Ayrıca başaşçıyla konuşmalı, öğlenleri çayın yanına sağlıklı atıştırmalıklar yapmasını istemeliydim.

Yemek odasının kapıları açılıp içeri girdiğimde en son gelen kişinin ben olduğumu fark ettim. Herkes önündeki tabaklara çoktan kahvaltılıklardan bir şeyler koyup yemeye başlamıştı bile. Yerime geçip oturduğumda tabağıma birkaç şey aldım ve yemeye başladım.

Bakışlarım Beatrice'in yanındaki Darian'ı bulduğunda, dün onu uyarmama rağmen yine onun peşinden gittiği geldi aklıma. Eğer benim şövalyemse ne olursa olsun yanımda olmalıydı. Ama o Beatrice'in peşinde kuyruk sallamaktan bana vakit ayıramıyordu.

Aklıma gelen şeyle zeytine batırdığım çatalı geri tabağıma bıraktım. Bu sefer bakışlarımın hedefi babamdı. Darian'ı anlardım ancak benim diğer şövalyem neredeydi? Normalde olur olmadık yerlerde çıkması gerekiyordu. Gerginlikle yutkundum; uzun süredir konuşmuyorduk, dün de aramızda bir diyalog geçmemişti.

"Baba, Gideon nerede? Onu göremedim."

Babam kafasını çevirip bana bakarken ağzındaki lokmasını yavaşça çiğnedi. O sessiz otorite havası nefeslerimi hızlandırdı. Çiğnemesi bitince ipek mendille ağzını sildi.

"Sevgili kızım benimle dalga geçiyor olmalı."

"Hayır baba, sadece gerçekten merak ettiğim için soruyorum."

Gerginliğimi belli etmemek için bir yandan da kahvaltımı yapmaya devam ettim. Kural bir: Gerildiğini, korktuğunu sakın belli etme.

"Geçen gün çıkarttığın kaos yüzünden birilerinin bedel ödemesi gerekiyordu. Kendi kızımı cezalandıramazdım, öyle değil mi?"Vücudum buz kesti. Midem bulandı, ağzımdaki lokmayı yutmakta zorlandım. Dediği olayı biliyordum; Beatrice'in bahçesi... Anlık öfkeyle yaptığım şeylerin sonucunda başkası zarar görmüştü. Kendimden, varlığımdan nefret ettim. Geri dönsem de sadece on altı yaşındaki halime dönmüştüm. Çoğu hatayı yapmasam da önceden yaptığım şeyleri düzeltemezdim.

Lokmamı yuttuktan sonra sandalyeyi iterek kalktım. Daha fazla benim hatamın cezasını çekmesine müsaade edemezdim.

"Bence ödediği bedel yeter baba. Ayrıca o bana canlı lazım. Ona bir şey olursa bu kadar iyi söz dinleyen birini tekrar bulmak zor olur."

Kural iki: Asla ama asla birine değer verdiğini, onu önemsediğini belli etme; yoksa ellerinin arasından kayıp gider. Kafasını sallayarak verdiği onayla yemek odasından çıkmak için kapıya yöneldim ama sonra durdum. Arkamı dönüp Darian'ın yanına gittim.

Bir şey demesine izin vermeden kolundan tutup peşimden çekiştirmeye başladım. Odadan çıkarken annemin, bir leydi

olmadığımla ilgili Beatrice'e bir şeyler dediğini duysam da umursamadım; her zamanki haliydi.

"Leydim, kolumu bırakır mısınız?"

"Leydim, beni bu şekilde tutmanız doğru değil."

Darian şaşkınlık dolu sesiyle itiraz ederken zindanların bulunduğu yere gelmiştik. Malikanenin bodrum katında zindanlar bulunuyordu. Merdivenleri inip bodrum kata geldiğimizde, burnuma gelen yoğun kan kokusuyla yüzüm buruştu. Bir asker kılıcıyla öne atılırken Darian hemen müdahale etti. Darian'ı görünce çekilen askerlerle rahat bir nefes verdim. Tek başıma gelsem büyük ihtimalle olay çıkacaktı.

Yukarıdaki süslü odalarımızın o sahte havası gitmiş, yerine kasvetli bir atmosfer gelmişti. Burası gerçeklikti; hiçbir şeyin mükemmel olmadığının, her zaman pürüzlerin olduğunun kanıtıydı.

Darian ne yaptığımı anlamaya çalışarak beni izliyordu. Beatrice'in yanında kendini gösteren zekası, benim yanımda duruyordu galiba. Ona göz devirip ilerledim. Hücrelerin içine tek tek bakarken amacım Gideon'u bulmaktı.Zindanın sonuna geldiğimde duyduğum iniltilerle hemen köşede kalan hücreye ilerledim. Gördüğüm görüntüyle telaşlı bakışlarım ileride duran Darian'ı buldu.

"Hemen anahtarları ver, onu bir an önce buradan çıkartmalıyız!"

Bağırışım zindanda yankılanırken asker sesimi duyarak geldi, aceleyle hücrenin kapısını açtı. Zincirlerle asılı halde olan Gideon'un birçok yerinde kanaması vardı ve tüm bunlar benim yüzümdendi.

More Chapters