Cherreads

Chapter 129 - Lise

Prime Reality...

Her şey normaldi.

Şehirler yerli yerindeydi.

İnsanlar sokaklarda yürüyor, arabalar yollardan geçiyor, okullar her zamanki gibi devam ediyordu.

Fakat...

Gökyüzünün çok uzağında Suko vardı.

Sessizce Prime Reality'ye baktı.

Hiçbir şey söylemedi.

Sadece elini kaldırdı.

Bir anda...

Prime Reality'nin tamamı Suko'nun önünde küçülmeye başladı.

Galaksiler...

Yıldızlar...

Gezegenler...

Boyutlar...

Ve gerçekliğin kendisi...

Sanki yalnızca bir kurguymuş gibi Suko'nun avucunun içine sığdı.

Suko avucunu kapattı.

Prime Reality'yi yok etti ve kendi olduğu "kurgu"ya taşıdı.

Elinin içinde duran gerçekliğe birkaç saniye baktı.

Sonra...

Avucunu sıktı.

Prime Reality...

Ezilerek tamamen yok oldu.

Ne patlama oldu.

Ne ses çıktı.

Ne de geride herhangi bir iz kaldı.

Sadece...

Hiçlik.

Suko'nun yüzünde hiçbir ifade yoktu.

Beş saniye geçti.

Suko hafifçe nefes verdi.

Uflayarak...

Mutlak şekilde yeni bir Prime Reality yarattı.

Yeni gerçeklik bir anda ortaya çıktı.

Galaksiler yeniden oluştu.

Yıldızlar parladı.

Gezegenler yerlerine oturdu.

Dünya yeniden var oldu.

Sanki az önce hiçbir şey yaşanmamış gibi...

Suko elini cebine attı.

Bir kolye çıkardı.

Kolye birkaç saniye boyunca elinde durdu.

Sonra Suko onu yaktı.

Küçük bir alev yükseldi.

Kolye tamamen yandıktan sonra Suko küllerini okul çantasının içine attı.

Çantasını omzuna taktı.

Ve hiçbir şey olmamış gibi yürümeye başladı.

Çünkü artık...

Okula gitmesi gerekiyordu.

---

Birkaç dakika sonra...

Lisenin önünde öğrenciler toplanmıştı.

Konuşmalar...

Gülüşmeler...

Koşturan öğrenciler...

Her şey normaldi.

Suko okul kapısından içeri girdi.

Koridorda yürürken birkaç öğrenci ona baktı.

Suko ise hiç umursamadı.

Çantasını sırasının yanına bıraktı.

Sandalyeye oturdu.

Başını hafifçe masaya yasladı.

Dışarıdan bakıldığında...

Sadece sıradan bir lise öğrencisiydi.

Hiç kimse...

Az önce bir gerçekliği avucunun içinde yok edip beş saniye sonra yeniden yaratan kişinin...

Bu sınıfta oturduğunu bilmiyordu.

Suko gözlerini kapattı.

"...Bugün de sakin geçsin."

Tam o sırada sınıfın kapısı açıldı.

Öğretmen içeri girdi.

"Çocuklar, yerlerinize geçin."

Suko gözlerini açtı.

Ders başlamıştı.

Ve Prime Reality...

Sanki hiçbir zaman yok edilmemiş

Yeni Bölüm

Prime Reality yeniden yaratıldıktan sonra...

Her şey tamamen normaldi.

Suko okulun kapısından içeri girdi.

Üniforması düzgün, çantası omzunda, saçları hafif dağınıktı.

Koridorda yürürken birkaç öğrenci istemsizce ona baktı.

Sonra birkaçı kendi arasında fısıldaşmaya başladı.

"Kim bu?"

"Yeni mi?"

"Yok, Suko o."

"Nasıl daha önce fark etmedim?"

Suko bunların hiçbirine aldırmadan yürümeye devam etti.

Yüzündeki sakin ifade ve kendinden emin yürüyüşü, insanların dikkatini daha da çekiyordu.

Bir grup öğrenci yanından geçerken tekrar dönüp baktı.

Suko ise sadece kaşını kaldırdı.

"...Ne var?"

Kimse cevap vermedi.

Suko omuz silkti ve sınıfa girdi.

İçeride Kaneki çoktan yerine oturmuştu.

Suko'yu görünce başını kaldırdı.

"Sonunda geldin."

Suko çantasını sırasının yanına bıraktı.

"Geç kalmadım."

Kaneki saate baktı.

"Bir dakika kaldı."

"Yeter."

Lyria da sınıfa girdi.

Suko'yu görünce kısa bir süre durdu.

"...Sen bugün farklı görünüyorsun."

Suko ona baktı.

"Saçım mı?"

"Hayır."

Lyria birkaç saniye düşündü.

"Genel olarak."

Kaneki gülümseyerek araya girdi.

"Bugün koridorda herkes ona bakıyordu zaten."

Suko kaşlarını kaldırdı.

"Fark etmedim."

Kaneki güldü.

"Fark etmemen mümkün değil."

Suko sandalyesine oturdu.

"Abartıyorsunuz."

Lyria başını salladı.

"Hiç de değil."

Tam o sırada birkaç öğrenci sınıfa girdi.

İçlerinden biri Suko'ya baktı.

Sonra yanındaki arkadaşına eğildi.

"Harbi yakışıklı değil mi?"

Suko bunu duydu.

Başını yavaşça çevirdi.

İkisi bir anda sustu.

Suko birkaç saniye baktı.

Sonra tekrar önüne döndü.

Kaneki gülmeye başladı.

"Senin bugün başın belada."

Suko:

"Niye?"

"Millet seni konuşuyor."

"Konuşsun."

Lyria gülümsedi.

"Hiç umursamıyorsun."

Suko omuz silkti.

"Umursamam gereken bir şey yok."

Zil çaldı.

Öğrenciler yerlerine geçti.

Öğretmen sınıfa girdi.

"Herkes yerine otursun."

Sınıf yavaş yavaş sessizleşti.

Suko defterini çıkardı.

Kaneki kalemini hazırladı.

Lyria kitabını açtı.

Ders başladı.

İlk birkaç dakika tamamen normal geçti.

Sonra arka taraftan küçük bir kâğıt Suko'nun masasına bırakıldı.

Suko kâğıda baktı.

Açtı.

Üzerinde sadece:

"Bugün bayağı yakışıklısın."

yazıyordu.

Suko birkaç saniye sessiz kaldı.

Kâğıdı katladı.

Çantasına koydu.

Kaneki bunu fark etti.

"Ne yazıyordu?"

Suko sakin bir şekilde cevap verdi.

"Hiç."

Kaneki şüpheli şekilde baktı.

"Kesin bir şey var."

Suko önüne döndü.

"Ders dinle."

Lyria gülümseyerek ikisine baktı.

"Bugün gerçekten ilginç geçecek."

Suko hafifçe iç çekti.

"Ben sadece normal bir gün istiyorum."

Kaneki güldü.

"Senin için normal gün ne zaman oldu ki?"

Suko cevap vermedi.

Ders devam etti.

Ve şimdilik...

Her şey gerçekten sıradandı.

Ders sonunda zil çaldı.

Sınıftaki öğrenciler bir anda hareketlenmeye başladı.

Sandalyeler çekildi.

Çantalar toplandı.

Konuşmalar yeniden yükseldi.

Suko ise yerinden kalkmadan önce birkaç saniye boyunca pencereden dışarı baktı.

Hava açıktı.

Gökyüzünde tek bir bulut bile yoktu.

Güneş...

Tam olması gerektiği yerdeydi.

Suko hafifçe gülümsedi.

"...Bugün iyi bir gün olacak."

Tam çantasını alacağı sırada kapı açıldı.

Bir öğrenci içeri girdi.

"Suko!"

Suko başını çevirdi.

"Ne?"

"Unutmadın değil mi?"

"Neyi?"

Çocuk şaşkınlıkla baktı.

"Deniz tatilini."

Suko birkaç saniye sustu.

Sonra...

"...Ha."

Çocuk alnına vurdu.

"Nasıl unutabilirsin?"

Suko omuz silkti.

"Unutmuşum."

"Bugün gidiyoruz."

"Tamam."

Suko çantasını omzuna aldı.

Sınıftan çıkarken koridordaki kalabalığa karıştı.

Okulun çıkış kapısından dışarı çıktığında sıcak hava yüzüne vurdu.

Suko birkaç saniye durdu.

Sonra telefonunu çıkardı.

Mesajlara baktı.

Tatil için herkes çoktan hazırlanmıştı.

Otel...

Sahil...

Tekne...

Ve birkaç gün boyunca okuldan tamamen uzak kalmak.

Suko telefonu cebine koydu.

"...Fena değil."

---

Birkaç saat sonra...

Otobüs sahile doğru ilerliyordu.

Camdan dışarı bakıldığında şehir yavaş yavaş geride kalıyordu.

Binalar azaldı.

Yollar genişledi.

Sonunda...

Deniz göründü.

Mavi su güneşin altında parlıyordu.

Otobüsteki öğrencilerin çoğu bir anda camlara yöneldi.

"Deniz!"

"Sonunda!"

"Kaç saat kaldı?"

Suko koltuğunda oturmuş sessizce dışarı bakıyordu.

Yanındaki koltuktaki kişi ona döndü.

"Sen hiç heyecanlanmıyor musun?"

Suko gözlerini denizden ayırmadı.

"Heyecanlanacak ne var?"

"Deniz tatili."

"Deniz."

"Bu kadar."

Karşısındaki güldü.

"Sen harbiden değişiksin."

Suko hafifçe gülümsedi.

"Olabilir."

Otobüs birkaç dakika daha ilerledi.

Sonunda otele ulaştılar.

Herkes otobüsten indi.

Sıcak hava...

Denizin kokusu...

Uzaklardan gelen dalga sesleri...

Suko çantasını omzuna aldı.

Otele doğru yürürken denize baktı.

Bir anlığına...

Gözlerinde çok kısa bir parıltı oluştu.

Sanki denizin altında...

Normal olmayan bir şey görmüş gibiydi.

Fakat Suko hiçbir şey söylemedi.

Bakışlarını geri çekti.

"...Sonra."

Ve yürümeye devam etti.

Şimdilik tatildi.

Şimdilik...

Her şey normaldi.

---

Akşam olduğunda herkes sahilde toplanmıştı.

Güneş ufka yaklaşmıştı.

Gökyüzü yavaş yavaş kararıyordu.

Bazıları voleybol oynuyor...

Bazıları denize giriyor...

Bazıları ise kumların üzerinde oturuyordu.

Suko biraz uzakta tek başına oturmuş denizi izliyordu.

Bir süre sonra yanına biri geldi.

"Burada ne yapıyorsun?"

Suko cevap vermeden önce denize baktı.

"Hiç."

"Tek başına oturuyorsun."

"Evet."

"Canın sıkılmıyor mu?"

Suko hafifçe gülümsedi.

"Şimdilik hayır."

Karşısındaki denize baktı.

"Yarın tekne turu var."

"Biliyorum."

"Geliyorsun değil mi?"

Suko başını salladı.

"Gelirim."

Kısa bir sessizlik oldu.

Dalgalar kıyıya vuruyordu.

Her şey...

Gerçekten normaldi.

Fakat denizin çok derinlerinde...

Kimsenin göremediği bir yerde...

Karanlığın içinde küçük bir ışık yandı.

Bir saniye.

İki saniye.

Sonra söndü.

Suko'nun gözleri bir anda denizin o noktasına çevrildi.

Yüzündeki gülümseme kayboldu.

"...İlginç."

Karşısındaki ona baktı.

"Ne oldu?"

Suko birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra yeniden normal hâline döndü.

"Hiçbir şey."

Ayağa kalktı.

"Yarın erken kalkacağız."

Ve sahilden uzaklaşmaya başladı.

Deniz ise...

Hiçbir şey olmamış gibi dalgalanmaya devam etti.

Gece ilerliyordu.

Sahildeki kalabalık yavaş yavaş azalmaya başlamıştı.

Bazı öğrenciler otele dönmüş, bazıları ise sahilde oturmaya devam etmişti.

Suko ise birkaç dakika önce bulunduğu yerden ayrılmıştı.

Otelin önündeki yürüyüş yolunda tek başına ilerliyordu.

Denizin sesi hâlâ duyuluyordu.

Dalgalar kıyıya vuruyor...

Geri çekiliyor...

Sonra tekrar kıyıya ulaşıyordu.

Suko ellerini cebine koydu.

Başını kaldırıp gökyüzüne baktı.

Yıldızlar açıkça görünüyordu.

Bir süre hiçbir şey söylemedi.

Sonra hafifçe mırıldandı.

"...Gerçekten sakin."

Bu kez...

Gerçekten normal bir tatil istiyordu.

Ne savaş.

Ne karmaşa.

Ne de gereksiz sorunlar.

Sadece birkaç gün boyunca deniz...

Güneş...

Ve biraz dinlenmek.

Suko otele girdi.

Lobide birkaç öğrenci hâlâ konuşuyordu.

Onu görünce içlerinden biri seslendi.

"Suko!"

Suko durdu.

"Ne?"

"Yarın kaçta kalkıyoruz?"

"Tekne için mi?"

"Evet."

Suko telefonuna baktı.

"Dokuz."

"Dokuz mu?"

"Evet."

"Ben sekiz buçuk sanıyordum."

Suko omuz silkti.

"Dokuz."

Çocuk başını salladı.

"Tamam."

Suko asansöre doğru yürüdü.

Tam kapıya ulaşmıştı ki...

Arkadan bir ses daha geldi.

"Bu arada!"

Suko döndü.

"Ne?"

"Yarın denize girecek misin?"

Suko birkaç saniye düşündü.

"...Belki."

"Belki ne?"

"Belki girerim."

"Senin bütün cevapların niye böyle?"

Suko hafifçe gülümsedi.

"Çünkü karar vermek zorunda değilim."

Asansörün kapısı açıldı.

Suko içeri girdi.

Kapı kapanmadan önce son kez dışarı baktı.

"İyi geceler."

"İyi geceler."

Kapılar kapandı.

---

Ertesi sabah...

Güneş çoktan doğmuştu.

Otelin dışındaki sahil şimdiden hareketlenmeye başlamıştı.

İnsanlar denize giriyor...

Çocuklar kumlarda oynuyor...

Bazıları şezlonglarda oturuyordu.

Suko ise otelin balkonunda duruyordu.

Elinde soğuk bir içecek vardı.

Denize bakıyordu.

Arkasından bir ses geldi.

"Yine denize bakıyorsun."

Suko dönmedi.

"Bakıyorum."

"Niye?"

"Deniz güzel."

Karşısındaki birkaç saniye sustu.

"...Bu kadar mı?"

"Evet."

Suko içeceğinden bir yudum aldı.

Bir süre sonra odasına döndü.

Çantasını hazırladı.

Havlu...

Telefon...

Güneş gözlüğü...

Ve birkaç gerekli eşya.

Çantayı kapattı.

Tam çıkacağı sırada...

Telefonuna mesaj geldi.

"Otobüsün yanındayız."

Suko telefonu cebine koydu.

"Tamam."

Otelin dışına çıktığında herkes çoktan toplanmıştı.

Bazıları mayolarını ve deniz eşyalarını taşıyor...

Bazıları yiyeceklerle uğraşıyor...

Bazıları ise daha şimdiden yorulmuş görünüyordu.

Suko kalabalığın arasından yürüdü.

"Sonunda."

Suko baktı.

"Ne?"

"Beş dakikadır seni bekliyoruz."

"Ben buradaydım."

"Sen otelin içindeydin."

"Aynı şey."

"Nasıl aynı şey?"

Suko cevap vermedi.

Otobüse bindiler.

Bu kez yolculuk daha kısa sürdü.

Çünkü tekne iskelesi otele oldukça yakındı.

Otobüs durduğunda herkes bir anda ayağa kalktı.

"Sonunda!"

"Tekne!"

"Telefonları hazırlayın!"

Suko otobüsten en son inenlerden biri oldu.

İskeleye doğru yürüdü.

Önlerinde büyük bir tekne duruyordu.

Beyaz gövdesi güneşin altında parlıyordu.

Deniz ise neredeyse tamamen sakindi.

Suko tekneye baktı.

"...Fena değil."

Yanındaki kişi güldü.

"Senin bütün tepkilerin niye bu kadar sakin?"

Suko ona baktı.

"Ne yapmam gerekiyor?"

"Bağır."

"Niye?"

"Çünkü tatile geldik."

Suko birkaç saniye düşündü.

Sonra ciddi bir ifadeyle:

"AAAA."

Karşısındaki birkaç saniye sessiz kaldı.

"...Seninle uğraşılmaz."

Suko gülümsedi.

Tekneye bindiler.

Herkes kendine bir yer bulmaya başladı.

Bazıları üst kata çıktı.

Bazıları gölgede oturdu.

Bazıları ise daha tekne hareket etmeden fotoğraf çekmeye başladı.

Suko en arka tarafa geçti.

Korkuluğa yaslandı.

Teknenin motoru çalıştı.

Motorun sesi denizin üzerinde yayıldı.

Tekne yavaşça iskeleden ayrıldı.

Kıyı gittikçe uzaklaşıyordu.

Binalar küçülmeye başladı.

Sahil geride kaldı.

Suko sessizce denizi izliyordu.

Bir süre sonra tekne hızlandı.

Rüzgâr Suko'nun saçlarını dağıttı.

Suko saçlarını eliyle düzeltti.

"...Bu iyiymiş."

Yanındaki kişi:

"Sonunda bir şeyi beğendin."

"Evet."

Tekne açık denize doğru ilerledi.

Saatler geçtikçe kıyı tamamen görünmez oldu.

Artık her yönde yalnızca deniz vardı.

Gökyüzü açıktı.

Deniz sakindi.

Ve...

Her şey normaldi.

---

Öğle saatlerinde tekne durdu.

Herkes bir anda ayağa kalktı.

"Denize giriyoruz!"

Bazıları merdivenlere koştu.

Bazıları suya atladı.

Suko ise teknenin kenarında durdu.

Aşağı baktı.

Deniz masmaviydi.

Bir süre sessizce izledi.

Sonra çantasını bıraktı.

Üstündekileri düzenledi.

Ve suya girdi.

Suya değdiği anda...

Suko'nun yüzünde hafif bir gülümseme oluştu.

"Serin."

Diğerleri de etrafında yüzmeye başladı.

Bir süre sonra küçük bir yarış başladı.

"İlk tekneye ulaşan kazanır!"

Suko uzaktan baktı.

"Ben yokum."

"Niye?"

"Üşeniyorum."

"Kaybetmekten korkuyorsun."

Suko başını çevirdi.

"...Ne dedin?"

"Kaybetmekten korkuyorsun."

Suko birkaç saniye sessiz kaldı.

Sonra:

"Tamam."

Bir anda yüzmeye başladı.

Diğerleri şaşkınlıkla peşinden gitti.

Suko çok kısa sürede hepsini geçti.

Karşısındaki kişi bağırdı.

"LAN YAVAŞLA!"

Suko geriye baktı.

"Ne?"

"Sen yüzme bilmiyorum dememiş miydin?"

Suko durdu.

"...Demiş miydim?"

"Evet!"

"Unutmuşum."

"Nasıl unutursun?"

Suko omuz silkti.

Yarış devam etti.

Sonunda Suko tekneye ilk ulaşan kişi oldu.

Diğerleri birkaç saniye sonra geldi.

Suko teknenin kenarına tutunup onlara baktı.

"Kolaydı."

"Bir daha yarışmıyoruz."

Suko güldü.

---

Akşamüstü...

Tekne tekrar hareket etti.

Güneş yavaş yavaş ufka yaklaşıyordu.

Herkes yorulmuştu.

Bazıları uyuyordu.

Bazıları müzik dinliyordu.

Bazıları ise denizi izliyordu.

Suko teknenin ön tarafında oturuyordu.

Rüzgâr hafifçe esiyordu.

Güneşin ışığı denizin üzerine vuruyordu.

Suko gözlerini kapattı.

Bir süre sonra...

Uzaklardan garip bir ses geldi.

Suko gözlerini açtı.

Denize baktı.

Hiçbir şey yoktu.

Tekne normal şekilde ilerliyordu.

Suko birkaç saniye daha baktı.

Sonra arkasındaki kişiye döndü.

"Bir şey duydun mu?"

"Ne?"

Suko denize baktı.

"...Boş ver."

Tekne ilerlemeye devam etti.

Ama Suko'nun bakışları artık eskisi kadar rahat değildi.

Denizin altında...

Bir şey vardı.

Bunu biliyordu.

Fakat henüz ne olduğunu bilmiyordu.

Ve ilk kez...

Bu tatilin gerçekten sadece bir tatil olmayabileceğini düşündü.

Suko tekrar ufka baktı.

"...Daha başlamadan sorun çıkarmasanız bari."

Deniz cevap vermedi.

Sadece dalgalar teknenin gövdesine hafifçe vurdu.

Ve gece yavaşça çökerken...

Denizin derinliklerinde...

O küçük ışık yeniden ortaya çıktı.

Bu kez...

Daha uzun süre kaldı

Suko sudan çıktı.

Üzerindeki su damlaları güneş ışığında parlıyordu.

Havlusunu alıp omuzlarına attı.

Güneş ışığı vurdukça fiziği daha belirgin hâle geliyordu.

Geniş omuzları, güçlü kolları ve belirgin kasları vardı. Vücudu düzenli antrenman yapan birinin fiziğini gösteriyordu.

Suko ise bunun farkında bile değilmiş gibi saçlarını havluyla kuruladı.

Bir süre sonra yanındaki biri ona baktı.

"Sen ne ara böyle güçlendin?"

Suko durdu.

"Kendiliğinden."

"Nasıl kendiliğinden?"

Suko omuz silkti.

"Bilmem."

Sonra havlusunu tekrar omzuna attı ve teknenin gölgeli tarafına geçti.

Oturdu.

Denize baktı.

Sanki az önce hiçbir şey konuşulmamış gibi...

Sessizce dinlenmeye devam etti

Suko birkaç dakika boyunca teknenin kenarında oturdu.

Denizin üzerinde hafif dalgalar oluşuyordu.

Güneş yavaş yavaş batmaya başlamıştı.

Gökyüzünün rengi değişiyordu.

Mavi...

Turuncuya...

Sonra yavaşça kırmızıya dönüyordu.

Teknedeki herkes bu manzarayı izliyordu.

Bazıları telefonlarını çıkarıp fotoğraf çekiyordu.

Bazıları ise sadece sessizce oturuyordu.

Suko da bir süre hiçbir şey söylemeden ufka baktı.

Yanındaki kişi tekrar ona döndü.

"Sen gerçekten hiç fotoğraf çekmiyor musun?"

"Yok."

"Niye?"

"Zaten görüyorum."

"Fotoğraf olarak kalır."

Suko birkaç saniye düşündü.

"...Mantıklı."

Telefonunu çıkardı.

Denizin fotoğrafını çekti.

Sonra telefonu tekrar cebine koydu.

"Oldu."

Karşısındaki güldü.

"Bir tane mi?"

"Yeter."

---

Tekne birkaç saat sonra otele geri döndü.

Herkes iskeleden inerken oldukça yorulmuştu.

Bazıları direkt odalarına çıkmak istiyordu.

Bazıları ise hâlâ sahilde kalmaya karar vermişti.

Suko da bir süre sahilde oturmaya karar verdi.

Kumların üzerine oturdu.

Ayakkabılarını çıkardı.

Ayaklarını kuma bastırdı.

Denizin sesi önünde devam ediyordu.

Bir süre sonra yanına birkaç kişi daha geldi.

"Yarın ne yapıyoruz?"

"Bilmem."

"Denize gireriz."

"Bugün de girdik."

"Yine gireriz."

Suko denize baktı.

"Olur."

"Sen her şeye 'olur' diyorsun."

"Çünkü sorun değil."

Herkes gülmeye başladı.

Bir süre sonra konuşmalar başka konulara geçti.

Okul...

Öğretmenler...

Sınavlar...

Tatilde yapılacak şeyler...

Suko ise çoğunlukla dinliyordu.

Arada bir konuşuyor...

Sonra tekrar sessizleşiyordu.

Gece tamamen çöktüğünde sahildeki ışıklar yanmaya başladı.

Sahil daha sakin bir hâle geldi.

Suko ayağa kalktı.

"Ben otele gidiyorum."

"Niye?"

"Uykum geldi."

"Sen bugün hiç yorulmadın mı?"

Suko birkaç saniye düşündü.

"Biraz."

Sonra otele doğru yürümeye başladı.

---

Ertesi sabah...

Suko gözlerini açtığında odanın perdelerinden güneş ışığı içeri giriyordu.

Telefonunu eline aldı.

Saat sekizi gösteriyordu.

Bir süre yatağında oturdu.

Sonra kalktı.

Pencereden dışarı baktı.

Sahil yine kalabalıklaşmaya başlamıştı.

Suko üstünü değiştirdi.

Çantasını aldı.

Otelin aşağısına indi.

Kahvaltı salonunda diğerleri çoktan toplanmıştı.

"Suko!"

Suko masaya doğru yürüdü.

"Ne?"

"Bugün plaja gidiyoruz."

"Tamam."

"Bu kadar mı?"

"Ne dememi istiyorsun?"

"Biraz heyecanlan."

Suko sandalyesine oturdu.

"Heyecanlıyım."

"Hiç belli olmuyor."

Suko kahvaltısına başladı.

"İçimden."

Karşısındaki gülmeye başladı.

"Sen harbiden ayrı bir insansın."

---

Kahvaltıdan sonra herkes hazırlanıp sahile indi.

Güneş oldukça sıcaktı.

Deniz sakin görünüyordu.

Suko havlusunu kumların üzerine bıraktı.

Bir süre çevresine baktı.

Sonra denize doğru yürüdü.

Suya girdi.

Bu kez daha fazla yüzdü.

Diğerleri de onun peşinden geldi.

Bir süre sonra Suko suyun içinde sırtüstü uzandı.

Gökyüzüne baktı.

Bulutlar yavaşça hareket ediyordu.

Hiçbir şey düşünmeden sadece suyun üzerinde kaldı.

Birkaç dakika sonra biri seslendi.

"Suko!"

Suko başını çevirdi.

"Ne?"

"Gel buraya!"

"Niye?"

"Gel işte!"

Suko yüzerek yanlarına gitti.

Birlikte suyun içinde konuşmaya başladılar.

Gün ilerledikçe herkes yoruldu.

Öğleden sonra sahile çıktılar.

Suko havlusunu aldı.

Güneş altında kurulanırken atletik ve güçlü fiziği yine dikkat çekiyordu. Geniş omuzları ve belirgin kasları, düzenli olarak antrenman yaptığı belli olan bir görünüm veriyordu.

Suko ise bunu umursamadan havlusuyla saçlarını kuruladı.

Sonra şezlonga oturdu.

Yanındaki kişi ona baktı.

"Sen gerçekten spor yapıyor musun?"

"Evet."

"Ne kadar?"

"Değişiyor."

"Ne yapıyorsun?"

"Her şeyden biraz."

"Kasların bayağı belli oluyor."

Suko koluna baktı.

"Öyle mi?"

"Evet."

Suko omuz silkti.

"Demek ki işe yarıyor."

Sonra gözlerini kapattı.

Birkaç dakika içinde sessizce dinlenmeye başladı.

---

Akşamüstü...

Herkes otelin çevresinde dolaşmaya karar verdi.

Yakındaki küçük dükkânlara girdiler.

Dondurma aldılar.

Bazıları hediyelik eşyalara baktı.

Suko ise bir dükkânın önünde durdu.

Vitrindeki küçük bir kolyeye baktı.

Bir anlığına...

Daha önce yaktığı kolye aklına geldi.

Bakışları birkaç saniye boyunca kolyede kaldı.

Sonra başını çevirdi.

"Boş ver."

Yanındaki kişi:

"Bir şey mi dedin?"

"Yok."

Suko yürümeye devam etti.

Gece olduğunda herkes tekrar otele döndü.

Suko odasına çıktı.

Pencereyi açtı.

Deniz uzaktan görünüyordu.

Ay ışığı suyun üzerine vuruyordu.

Suko bir süre denizi izledi.

Bu kez hiçbir gariplik yoktu.

Hiçbir ışık...

Hiçbir ses...

Hiçbir anormallik...

Sadece deniz.

Suko hafifçe gülümsedi.

"...Belki gerçekten sadece tatildir."

Perdeyi kapattı.

Yatağına uzandı.

Telefonunu kenara bıraktı.

Gözlerini kapattı.

Fakat...

Denizin çok daha derinlerinde...

O küçük ışık tekrar yandı.

Bu kez ışığın yanında...

Suyun altında hareket eden büyük bir gölge vardı.

Gölge birkaç saniye boyunca hareketsiz kaldı.

Sonra yavaşça kayboldu.

Ve kimse...

Bunun farkında değildi.

More Chapters